Gençlere değer katacak içeriklere Google Haberler'den abone olmak ister misiniz?.Google Haberlere Abone Ol. Gençliğe değer katma arzusuyla..

89 / 100

1) Gdo Nedir?

Herkese bir yazıdan daha merhabalar. Bu yazıda daha önce de araştırma konularımdan biri olan GDO yani genetiği değiştirilmiş organizmaları inceleyeceğiz beraber. Kendi çalışmamdan faydalanacağım için dil biraz resmi olabilir bunun şimdiden sizi uyarmam gerek. 😊

Genetiği Değiştirilmiş Organizma Nedir?

Genetik materyali doğal olmayan yollarla değiştirilmiş organizmalara genetiği değiştirilmiş organizma (GDO), bunlardan türetilen, GDO içeren ya da GDO kullanılarak üretilen ürünler de genetiği değiştirilmiş gıdalar ve yemler olarak tanımlanmaktadır. Bu gıdaların ve yemlerin üretimi sırasında hedeflenen değişikliklerin yapılabilmesi için belirli ve insan sağlığına olumsuz etki yapmayacağı düşünülen mikroorganizmalar seçilerek bu mikroorganizmalardan gen transferi gerçekleştirilir.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Tarihi

Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) tarihi aslında 1970’lerin başında modern biyoteknolojinin gelişmeye başlamasına dayanmaktadır. Modern biyoteknolojinin popüler olduğu bu yıllarda; canlıların genetik yapılarında geleneksel ıslah metodlarının yetersiz kaldığı zamanlarda hayvanlarda da yapılabildiği gibi özellikle tarla ve bahçe bitkilerinde kullanılmak üzere doğal üreme-çoğalma mekanizmaları, haşerelere karşı mücadelele, hayvan yemleri konularında gelişme sağlanmasının önü açılmıştır. GDO ile ilgili ilk ciddi çalışmalar 1980’lerin başlarında Agrobecterium tumafaciens bakterisinin genlerinin aktarılması aracılığı ile gerçekleştirilmiş olup bu bakteriden elde edilen genler ile 1983 ile 1989 arasında geç yumuşayan domatesler başta olmak üzere pek çok ürün geliştirilmiştir. Özellikle GDO’lu tahıl ürünlerinin ticari olarak ilk pazara girişi 1996 yılında Monsante firması tarafından ilk onaylı GD tahıl olan Round-Up Ready® (RUR) soyanın Kanada’da üretimi ile gerçekleşmiştir.

Gdo'nun tarihçesi
Gdo’nun tarihçesi

Bu tarihlerden itibaren sürekli olarak ticari pazara yeni ürünler ve farklı çeşitler tanıtılmış olup pek çok ülkede satışı gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de ise GDO’lu ürünler ilk defa 2011 yılında Dow AgroSciences LLC ve DuPont (Pioneer Hi-Bred International Inc.) şirketinin geliştirdiği mısır (Zea mays L.) türünün ithalatı ile girmiştir. Şu anda Türkiye’de ticari olarak 26 çeşit GDO’lu mısır ve 10 çeşit soya (Glisin max L.) piyasa da işlem görmektedir.

ISAAA’nın sunduğu ilk rapora göre 1985 yılı ile 1995 yılları arasında dünyanın birçok ülkede özellikle tahıl, meyve, sebze gibi temel gıda ürünlerinde transgenetik çalışmalaryürütülmüştür. Bunların ilki 1986 yılında ABD ve Fransa’da tütün ile başlamış ve 1995 yılı sonuna kadar sekiz tarım ürününü kapsayan çok sayıda deneme yerine getirilmiştir.

Transgenetik çalışmalar yapılan ilk sekiz tarım ürününün oranları şu şekildedir; mısır (%33), kanola (%21), patates (%11), domates (%11), soya fasulyesi (%9), pamuk (%7), tütün (%5) ve kavun ve kabak (%3). Saha denemelerini takiben 1996 yılının temmuz ayında altı ülke ve

Avrupa Birliği (AB), sekiz GDO’lu tarım ürününün toplam 35 türüne ekim ve/veya ülkede yem, gıda olarak kullanılmak üzere ithal edilmesi için onay vermiştir.

Genetiği değiştirilmiş organizmalar
Genetiği değiştirilmiş organizmalar

2) Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Avantajları

Verimliğin Arttırılması

Özellikle 2. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan nüfus patlaması günümüzde halen devam etmekte olan büyük bir gıda arzı oluşturmuştur. Bunun yanı sıra insan yaşantısındaki sosyal aktivite ve gündelik zevklerde gıdalarda çok çeşitliliğin talebini oluşturmuştur. Ancak dünyadaki birçok ülkenin böylesine bir arzı karşılayamayacağı düşünüldüğünden dolayı 2. Dünya Savaşının ardından özellikle transgenetik çalışmalara hız verilmiş ve tarım ürünlerinin verimliliğinin arttırılması hedeflenmiştir. Bu durum karşısında sadece tarım ürünleri değil aynı zamanda hayvancılık ürünleri de düşünülmüştür.

Gen aktarım teknolojisi kullanılarak hayvanetlerinde besin değerlerinin artmasına ve hayvanlardan elde edilen hammaddelerinin veriminin arttırılması için gen transferi sürecinden geçirilmiş hayvan yemleri de çalışmalara dahil edilmiştir. Bu çalışmalardaki temel amaç ise ürünlerin olumsuz hava şartlarında daha dayanıklı hale getirilmesi, verimi düşük topraklarda veya topraksız olarak yetiştirilebilecek ürünler elde edilmesi, hasat zamanlarında çiftçilerin zararlarının indirgenerek ülke ekonomisine katkısı gibi düşünceler yer almaktadır. Halen yetiştirilmekte olan genetiği değiştirilmiş ürünlerin ekim alanları ülkeler bazında incelendiğinde;

Avrupa’da GDO

Bu ekim alanlarının %99’unun ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada, Hindistan, Çin, Paraguay ve Güney Afrika’da olduğu görülmektedir. Çok geniş olmamakla birlikte; Uruguay, Filipinler, Avustralya, İspanya, Meksika, Kolombiya, Şili, Fransa, Honduras, Çek Cumhuriyeti, Portekiz, Almanya, Slovakya, Romanya ve Polonya gibi ülkelerde de birkaç transgenik ürünün ekim alanları bulunmaktadır.

Türkiye’de GDO

Türkiye’de ise, yasal olarak transgenik bitkilerin ticari amaçlı üretilmeleri yasaktır. Bu nedenle, Türkiye’nin durumu transgenik bitki geliştiren değil, geliştirilmiş transgenik çeşitleri satın alıp kullanma potansiyeli olan ülke olarak ele alınmalıdır.

Raf Ömrüne Etkisi

Transgenetik çalışmalar sırasında sadece ürünlerin verimliği değil aynı zamanda raf ömürleri üzerine de çalışmalar yürütülmüştür. Raf ömrü üzerindeki etkisiyle, pek çok gıda sanayi ve gıda yan sanayilerinde üretim maliyetlerinin düşürülmesi, çiftçilerin ve tarım çalışanlarının yıllık bazda zararlarının azaltılması, ekimi yapılan ürünlerin olgunlaşma sürelerinin kısaltılarak ürünün daha hızlı ve daha çok elde edilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmalardan bazıları hücre duvarı ve RNA’yı hedef alarak genetik varyasyonlar sağlamaktır.

Özellikle, meyve ve sebze gibi ürünlerin normal şartlar altındaki raf ömürlerinive/veya buzdolabı şartlarındaki raf ömürlerini uzatabilmek temel prensiptir. Bazı araştırmalarda ise hücre duvarındaki pektin tabakasını hedef alan enzimlerin işlevlerini azaltmaya yöneliktir. Calgene Şirketi’nin yaptığı çalışmalar sonucu ürettiği Flavr Savr domatesleri buna örnek olarak gösterilebilir.

Gdo'nun raf ömrüne etkisi
Gdo’nun raf ömrüne etkisi

Tedavi Amaçlı Kullanımı

Bu teknolojinin özellikle gıdalarda kullanımıyla bazı hastalık ve sendromlara engel olabilmek adına çalışmalarda yürütülmüştür. Laktoz intoleransı olan hastalar için laktozsuz süt ürünleri üretiminde kullanımı buna örnek olarak verilebilir. Ayrıca çölyak hastalığı, sebze, meyve, et ve et ürünleri vb. grupların norma bireyler için alerjen etkilerine karşı da bu transgenik çalışmalar umut vaat etmektedir. Buna ek olarak antihipertantif ovokini içeren soya ürünleri üzerine de halen çalışmalar yürütülmektedir.

Bununla birlikte aşı geliştirilmesinde de halen deneysel çalışmalar yürütülmektedir ve insülin direnci içinde bazı deneyler gerçekleştirilmektedir. 2009 yılında yapılan çalışmalar ile kuduz, kolera, hepatit C vb. aşıların kolay taşınabilmesi ve sıcaklığa dayanıklı olabilmesi sağlanarak uzak ülkelere transferi kolaylaştırılmıştır. Hatta, rotavirüs proteinleri patateslere, kuduz virüsü proteinleri ise transgenik domateslere başarıyla aktarılmıştır.

Gıda Zenginleştirme

Ticari işlemler sonrasında oluşan besin kayıplarının azalması açısından; protein kaybını azaltıcı, vitamin, mineral ve eser elementlerin kaybının azalması, karatenoidler, flavonoidler ve likopen gibi antioksidan maddelerin kaybının önlenmesi içinde çalışmalar yürütülmektedir. Hatta bazı az gelişmiş ülkelerde okul öncesi yaştaki çocuklarda beslenmeye dayalı görme bozukluğunun azalması adına vitamin A ve provitamin A ile zenginleştirilmiş ürünlerde kullanılmaktadır. Bazı durumlarda gıda sanayinde insan sağlığı açısından faydalı olabilecek fonksiyonel gıdaların geliştirilmesi gibi pek çok şey de yer alabilir.

Biyolojik Çeşitliliğe Etkisi

Sanayileşme, şehirleşme ve nüfus artışına bağlı olarak tüketimin artmasıyla beraber dünya üzerinde bulunan birçok canlı türüyle beraber özellikle bitki türleri de azalmaya ve/veya yok olmaya başlamıştır. Bu sebeplerden ötürü insanlık elindeki biyolojik bitki çeşitliliğini koruyabilmek adına bitkilerin embriyolarını, yumurtalarını (tohumlarını) klasik yöntemlerle muhafaza etmeye odaklanmıştır. Ancak bu klasik yöntemlerle inatçı tohumlar (meşe, çınar vb.), vejetatif yolla üreyen tohumlar vb. bitkiler ne yazık ki muhafaza edilememiştir.

Buradan sonra biyoteknolojik çalışmalar başlamış ve DNA ve/veya polen koruma, kültür oluşturarak muhafaza etme, ultra soğuk koşullarda muhafaza etme gibi yöntemler geliştirilmiş, materyal toplama aralıkları, örnek değiştirme zamanlamaları vs. belirlenerek bu çalışmalar desteklenmiş ve giderek azalan popülasyona sahip olan bitkiler koruma altına alınmıştır.

3) Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Dezavantajları

Gdo ve sağlık sorunları
Gdo ve sağlık sorunları

Sağlık Sorunları

Buraya kadar GDO’nun avantajlarından detaylıca bahsettik sıra geldi herkesin beklediği o kısma. Sağlık konusuna. Baştan uyarayım GDO vücutta mutasyonlara neden olmaz bu yüzden kimse wolverin olacağım kıllanacağım triplerine girmesin. GDO’lu ürün tüketmeseniz dahi vücudunuzda zaten mutasyonlar mikro düzeyde her saniye milyonlarca kez gerçekleşiyor.

Alerjik Reaksiyonlar

Kişiye ve tüketilen gıdaya bağlı olarak çok farklı şekiller ve varyasyonlarla nükseden alerjik hastalıklar veya reaksiyonlar ortaya çıkabilmektedir. Bireylerin metabolizmalarının ne kadar alerjik reaksiyonlara açık olması bu konuda başlıca etken sayılabilir. Örneğin Brezilya’da fındığa aktarılan bir soya geni ile alakalı olarak fındığı tüketen bazı kişilerde alerjik reaksiyonlar görüldüğü saptanınca soya geninin üretimi durdurulmuştur. Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların sağlık sektöründe kullanıldığı bilindiği üzere bu çalışmalardan bazıları alerjen bir gıdanın anti alerjen materyalleri gıdaya naklederek hipo alerjen oluşturma çalışmalarıdır. Ancak bu çalışmalardan sonra ortaya çıkan sonuçlarda çok daha fazla alerjen etkiler görülmüştür.

Antibiyotik Direnci

Genetiği Değiştirilmiş Gıda geliştirilmesi mahsullere dayanıklılık sağlamak adına yapılan çalışmalar vs. hayvan ve parazitlere karşı direnç sağlarken insan bağırsaklarındaki bakterileri değiştirerek antibiyotik gibi güçlü ilaçlara bünyenin dayanıklılaşmasına neden olmaktadır. Bu nedenden ötürü bazı hastalıkların ilaçları artık ne yazık ki işlevlerini kaybetmiş durumdadır.

Kansere Etkisi

Transgenik çalışmaların uygulanmaya başlanmasıyla beraber özellikle meyve ve sebze ürünlerinde kullanılmasıyla beraber aynı zaman diliminde özellikle kadınlarda meme kanseri vakalarının orta ve az gelişmiş ülkelerde artmaya başladığı gözlemlenmiştir. T.C. Maltepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü tarafında yapılan bir çalışmada meme kanserine yakalanan kadınların %55,2 sinin meyve ve sebze ağırlıklı beslendiği tespit edilmiştir. Ek olarak bu konuyla ilgili yapılan sempozyumlarda ise genetiği değiştirilmiş ürün ve gıdaların vücutta mutasyona neden olabileceği bilim insanlarınca belirtilmiştir.  

Hormonsal Etkileri

Hayvanlar üzerinde genetiği değiştirilmiş ürünlerle yapılan çalışmalarda fareler üzerinde yapılan deneylerde 4. nesilden sonra özellikle üreme hormonlarında düşüş yaşandığı, yeni doğan bireylerin öncekilere oranla daha çelimsiz ve küçük oldukları gözlemlenmiştir. Buna ek olarak genetiği değiştirilmiş patates ile beslenen farelerin ince bağırsak hücrelerinde mutasyonlar tespit edilmiştir.

Çevresel Etkileri

Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi için gerçekleştirilen deneylerle pestisit, böcek ilaçları gibi zirai ilaçları yerine genetiği değiştirilmiş ürünlerin kullanımı her ne kadar bitkilere zararı olsa da canlı türlerinin neslinin tükenmesine sebebiyet verebilecek bir etkendir. Doğanın ve ekolojik düzenin işleyişini devam ettiren bu canlılar ne yazık ki genetiği değiştirilmiş ürünlerle beraber daha büyük bir tehlike altındadır. Buna ek olarak sadece haşere türleri değil genetiği değiştirilmiş ürünlerle teması olan diğer canlı türlerinde de mutasyonlara neden olabilmekte hayvan sağlığını riske atabilmektedir.

Sosyo-Ekonomik Etkileri

Hasatlardan daha çok verim alınmasına yönelik çalışmalardan sonra ne yazık ki orta ve küçük ekonomili ülkelerde bu ürünlerin kullanımıyla beraber verim artmış olsa da çiftçilik alanındaki istihdam oranı gün geçtikçe düşme riski barındırmaktadır. Bu sadece ülkenin üretim gücünü değil aynı zamanda işsizlik oranlarını, iç ve dış göçü arttırıcı etken olarak karşımıza çıkabilmektedir.

İlginizi Çekebilir: İklim Değişikliğinin İnsan Sağlına Etkileri

Bu e-posta aboneliği size değer katar!

Bu makale sizlere yardımcı oldu mu?
EvetHayır
Yorum Yok
Yorum İptal
Yorumlar: 3 Adımda Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF desteklenir.

Kendinize Değer Katın

Bu e-posta aboneliği size değer katar!

Trendler

Arşivler