içinde

AŞKIMIZ ESKİ BİR ROMAN

aşkımız eski bir roman

Google Haberlere abone olarak gençlere değer katabilirsiniz.Google Haberler Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!

Kıymetli okurlar tekrar merhaba! Şu aralar hayatımın bir şeyleri düzene oturtmaya çalıştığım, yeniliklere alışmaya uğraştığım, kısacası yeni bir rutin oluşturduğum bir dönemindeyim. Aşk insanın hala anlayabileceği bir durumda değil.

Özellikle işe başladıktan bir süre sonra fark ettim ki sabah işe gittiğim ve akşam eve geldiğim aralardaki saatlerden verim alamıyorum. Sürekli müzik dinlemek de bir yerden sonra beynimi durduruyordu. Bu yüzden bir üniversite alışkanlığım olan toplu taşımada kitap okuma etkinliğine tekrar başladım. Okul bittiğinden beri genelde evde okumaya tercih ediyordum ama gün içinde kendime ayırdığım vaktin azalması artık beni daha pratik olmaya itmeye başladı.

Böylece ocak ayında sadece yolda gidip gelirken dört tane kitap okudum. İçlerinden en beğendiğim de bu yazının konusu olsun istedim. Hazırsanız başlıyoruz:

Aşkımız Eski Bir Roman benim en çok sevdiğim yazarlardan biri olan Ahmet Ümit’in son kitabı. (Bilmeyenler için kendisi bir polisiye roman yazarı ve uzun yıllardır yazıyor.) Kitap üç tane cinayet öyküsünden oluşuyor. Beni en çok etkileyense birinci öyküydü. Okuduğumda Ahmet Bey’in zekasına, kurgu dünyasına bir kez daha hayran kaldım.

Öykü Pera Palas’ta işlenen “Agahta Christie”nin işlediği bir olaydan yola çıkılarak kuruluyor. Maktülümüz yıllar önce, çocukken annesini küvette bilekleri kesilerek bulduktan sonra kendisini tamamen edebiyata veriyor ve kitaplardaki hayran olduğu kadın kahramanlara benzeyen ve ismi aynı olan kadınlarla beraber oluyor. Hatta bu öyle bir hal alıyor ki bir psikologa gidiyor ve psikolog da enteresan bir tedavi yöntemi uygulayarak onu gerçek dünyadan daha da uzaklaştırıyor ve cinayet aslında her zamanki gibi yakınlardan biri tarafından işlenmiş olarak çözülüyor.

çiçekli

Okurken kendimi kimi zaman maktulün yerine koydum. Edebiyat kahramanlarına âşık olmuyoruz belki onun gibi, yahut delilik derecesinde sokaklarda Bihter Ziyagil’i aramıyoruz. Fakat biz de insanları hayalimizde yarattığımız kalıplara sokuyoruz.  Aslındaki karşımızdaki kişi hiç de öyle bildiğimiz gibi değil.  Bilmiyorum belki de bilerek şaşırtılıyoruz. İki ihtimal var. Yine de ikisinin de sonu hüsran.  İnsanların sırf karşısındaki kişiyle beraber olmak için aslında olmadığı biri davranması ve bunun diğer insanda yarattığı hüsran, kırgınlık endazede ölçülemez bir ağırlık koyuyor omuzlara.

İşin en kötü yanı da ne biliyor musunuz? Ulaşmak için o kadar çaba harcadıkları insanlara bir süre sonra saygı duymamaları.  Çünkü böyle insanlara göre karşısındaki kişinin artık herhangi bir eşyadan farkı yok. Çocuk gibi bir oyuncağı elde edene kadar bütün çabaları.

iş arkadaşlıgı

İş hayatı, arkadaşlıklar ve özel ilişkiler hatta akrabalık bağları hep böyle insanlarla dolu. Sizin iyi niyetiniz, merhametiniz ve sevginizin bir değerinin kalmadığı o an yaşadığınız his karmaşasının sizi yiyip bitirmesi de cabası.

Hayat ne Aşk-ı Memnu’daki Bihter’i yollarda görebilmeyi ummak ne de onu bulduğunda vazgeçip Çalıkuşu’nda Feride’yi aramaktır.  Aslında vazgeçme hakkı her zaman ikisi için de  vardır. Önemli olan ikisine de karşı dürüst olmaktır…

İlginizi Çekebilir: HİÇ GERİ ÇEKİLDİĞİNİZ OLDU MU?

Rapor Et

Ne düşünüyorsunuz?

merveecevit tarafından yazıldı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

hr

İNSAN KAYNAKLARI NEDİR? İNSANIN KAYNAĞINA NASIL İNER ?

fb-afis

Finance Break : Finansı Yaşamak