Geçmişten Günümüze Türkiye: Anlayacağın Dilden Ekonomi

Bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerin tümüne “Ekonomi” denir. Bu ilişkiler üretim, ticaret, dağıtım, tüketim, ithalat ve ihracat ile şekillenir. Hatta ekonomi birçok etkeni birbirine bağlar ki aşırı düşüşünde veya yükselişinde istihdam seviyesinde, cari işlemlerde, enflasyon oranlarında, gayri safi yurt içi hasılada (GSYİH), faiz oranlarında olumlu veya olumsuz ani değişikliklere yol açabilir. Şimdi ekonominin ne anlama geldiğini ve ülke içi ekonomik sıkıntının birçok probleme yol açtığını öğrendiğine göre Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bugüne ekonomimiz nasıl değişmiş ya da nasıl bir kalıp almış sorusuna daha farklı bir perspektif ile bakabilir, derinlemesine yorumlayabilirsin. Hazır olduğuna göre iktisadi yapımızı dönem dönem ayırarak ve en ince ayrıntısına kadar inceleyerek ama bunu anlayacağın dilden yaparak yazımıza başlayabiliriz.

1923 – 1932 DÖNEMİ

  • Liberal (özgürlükçü) bir ekonominin uygulandığı bu dönemde, tarım ve hayvancılığa önem verilmiştir.
  • 17 Şubat 1925 tarihine kadar devam eden Aşar Vergisi bu tarihten sonra kaldırılmıştır ve 1926 yılında çiftçilere Ziraat Bankası tarafından kredi olanağı sağlanmıştır. (Aşar kelimesi, kökü Arapça “Öşür” kelimesinden gelip anlamı ise “Onda bir” dir. Aşar Vergisi, halkın yetiştirdiği tarım ürünlerinin onda birinin devlete vergi olarak verilmesi anlamına geliyor.)
  • 1923 yılının Şubat ayında, milli ekonominin temellerini atmak, ekonomik bağımsızlığın yöntemini belirlemek, milli ekonominin amaçlarını ve amaca ulaşmak için izlenecek yöntemleri belirlemek adına İzmir İktisat Kongresi toplanmıştır. İzmir İktisat Kongresi’nin yapılma nedeni, Lozan Antlaşması ile Osmanlı ekonomisinde ciddi hasara yol açmış kapitülasyonlara ve imtiyazlara dur demektir. Bu şekilde savaştan yeni çıkmış halkın kalkındırılması ve onlara yol gösterilmesi konusunda aşama kaydedileceği düşünülmüştür. (Cumhuriyetin ilk yıllarında ülke ekonomisi pek iç açıcı durumda olmadığından ülkede sanayi tesisi yok denecek kadar azdı ve kişi başına düşen milli gelir oldukça düşüktü. Bu yüzden Kongre’de milli sanayi, milli bankalar, yerli malı gibi konuların üzerinde durulmuş ve Misak-ı İktisadi kabul edilmiştir.)
  • Dünya tarihinin en kara olaylarından biri olan 1929 Ekonomik Krizi ya da bilinen adıyla Büyük Buhran, Amerika Birleşik Devletleri ile başlayıp küresel bir sorun haline gelmiştir. Borsa dibe vurmuş, çoğu banka ve şirket batmıştır. Bu da istihdam seviyesinin düşüp işsizliğin baş göstermesine neden olmuştur. Ekonomik buhran ile Türkiye’de, hammadde – tarım ürünleri fiyatlarında düşüş yaşanmış ve dış ticaret piyasası Türkiye’nin aleyhine dönmüştür. Bu dönemde Türkiye’de para piyasasını düzenleyecek bir merkez bankası olmadığından devletin piyasa üzerinde senyoraj (Paranın üretim maliyeti ile üzerinde yazılı değer arasındaki farktır.) hakkını kullanması engelleniyordu. Lozan Antlaşması’nda alınan kararlar gereği de Türkiye, mali piyasaları düzenlemek amacıyla hiçbir şekilde yeni vergi oluşturamıyordu.
  • Büyük Buhran sonrası İzmir İktisat Kongresi kararları son bulmuştur. Bunalım nedeniyle liberal ekonomi politikası bırakılıp devletçi ekonomi politikasına geçiş yapılmıştır. Ayrıca bir merkez bankasının olmaması ve Türk parasına yeterli değerin verilmediği anlaşılınca Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın kurulmasına ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu’nun çıkarılmasına karar verilmiştir.

1932 – 1950 DÖNEMİ

  • Bu dönemde genellikle ülkede sanayi faaliyetlerini güçlendirecek çalışmalar yapılmıştır.
  • 1933 yılında Sümer bank kurulmuştur. Tekstil sanayisi ve aynı zamanda banka konumunda olup Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kamu yatırımıdır.
  • Karma ekonomi sistemi belirlenmiştir. (Ekonomik alanda hem kamu hem de özel kesimin bulunmasına dayalı bir ekonomi yasasıdır.)
  • Planlı sanayileşmeyi sağlamak adına Beş Yıllık Sanayi Planı oluşturulmuştur. 1933 – 1937 yılları arasında I. Beş Yıllık Sanayi Planı oluşturulmuştur. Amacı ise, hammaddeleri Türkiye’de bulunan veya sağlanabilir sanayi kurmaktır. Kurulmasına karar verilen sanayinin üretim kapasitesi ile Türkiye’nin ihtiyaç ve tüketimi arasında paralellik olması hedeflenmiştir. 1938 – 1942 yılları arasında ise II. Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlıkları yapılmaya başlanmıştır. Fakat devamında II. Dünya Savaşı’nın başlaması ve savaşın giderek daha da ağırlaması nedeni ile savunma planı devreye sokulmuştur. Bu durumla beraber hem II. Beş Yıllık Sanayi Planı’na  devam edilememiş hem de diğer planlamalar tamamen ortadan kaldırılmıştır. (Savunma Planı; Bir mevzii veya bölgenin düşman taarruzu karşısında savunmasını temin etmek için gerekli teferruatı da içine alacak şekilde planlanmış tertibat ve manevralardır.)

1923 – 1950 DÖNEMİ ÜLKE İÇİ GENEL EKONOMİK GÖRÜNÜŞ

  • Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayi belli başlı büyük şehirlerde toplanmıştır. Bunlar İstanbul, İzmir, Adana, Bursa gibi şehirlerdir ve toplam imalat sanayisinin %75’i buralarda konumlanmıştır. Kurulan tesislerin faaliyet alanlarını %44 ile tarım ve evcil hayvanlar ile ilgiliyken, geri kalan %24’ü dokuma geri kalan %9’luk alan ise kereste ile ilgilidir. Geri kalan %23’lük alan ise kimya, madencilik, kağıt işleme, inşaat vs. oluşmaktadır.
  • 1948 Krizi: ilk devalüasyon (Bir devletin resmi para biriminin diğer ülke dövizleri karşısında değer kaybetmesidir.) 1946 yılında, ihracatı arttırmak amacıyla yapılmış fakat etkili olunamamıştır. 1948 yılında ise gerekli önlemler alınamadığı için başta istihdam olmakla birlikte birçok sorun baş göstermiştir.
  • Ülkemizin o dönemler büyüme hızına ve kişi başına düşen gelire ( $ cinsinden) bakacak olursak; 1923 yılında kişi başına düşen gelir GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla) 45$ olup Avrupa ülkelerinin aynı dönem kişi başına düşen geliri arasında çok az bir fark bulunmaktadır. Ülkemizin 1923 – 1938 döneminde ortalama yıllık büyüme hızı %7,9 olup Cumhuriyet tarihinde 2004 ve 2005 hariç (sırasıyla %9,4 ve %8,4) en yüksek oranıdır.
  • İstihdam seviyesine bakacak olursak; ülkede 65.245 sınai işletme bulunmasına rağmen sanayi kesiminde çalışan 256.855 kişi bulunmaktadır. En büyük bölümü ise 110.480 kişi ile tarım alanı oluşturmaktadır.

1950 – 1960 DÖNEMİ

  • Türkiye’de ekonomik kalkınmanın hız kazandığı bir dönemdir. Ayrıca ekonomideki devlet etkisi oldukça azalmıştır.
  • Altyapı ve ulaşıma önem verilmiştir ve tarıma yapılan yatırımlar arttırılmıştır. Ancak sanayi faaliyetleri konusunda gelişme ne yazık ki yeterli düzeyde olmamıştır. İthalatta serbestleştirilmeye gidilmiş, fiyat kontrolleri kaldırılmıştır. Ayrıca banka kredi faizleri düşürülmüş özel kesime daha çok kredi olanağı sağlanmıştır.
  • 1951 yılında Yabancı Teşvik Kanunu çıkarılmıştır. 1954 yılındaki değişiklik ile yabancı sermayenin yerli özel sektörde açık tüm alanlarda çalışma imkanı sağlanmıştır. Bu uygulama döviz harici ülkeye yabancı sermaye girişine izin veren ilk uygulamadır.
  • Dış borçlara karşı döviz rezervinin kullanılması ülkedeki enflasyonu arttırmıştır. Bu da Türk parasının döviz karşısında değer kaybı yaşamasına yol açmıştır.
  • 1954 yılında Petrol Kanunu ile yabancı sermayenin petrol aramaları teşvik edilmiştir.

Business graph with arrows tending downwards

1950 – 1960 DÖNEMİ ÜLKE İÇİ GENEL EKONOMİK GÖRÜNÜŞ

  • Sabit fiyat oranları ile GSMH yıllık ortalama %6,3 oranında büyümüştür. 1950 – 1953 dönemi ise yine sabit fiyatlarda GSMH yıllık ortalama %12’lik bir büyüme göstermiştir.
  • Sabit fiyatlarla tarım alanında yıllık ortalama %5,3, sanayi alanında %8,1 ve hizmet alanında %6,5 oranında bir büyüme gerçekleşmiştir.
  • Dış ticarete ihraç edilen malların %85’i tarım ürünlerinden oluşurken, ithalatın %85’i yatırım malları – hammadde, %15’i ise tüketim mallarından oluşmaktaydı.
  • Dönem başında özelleştirilmesi düşünülen KİT (Kamu İktisadi Teşekkülü) sayısının artması, KİT ürünlerinin fiyatlanmasında politik ve keyfi kararlar uygulanması ve istihdam depoları haline dönmesi olumsuz sonuçlar doğurmuştur. (KİT; kamusal kaynakları kullanmak yoluyla ekonomik alanda faaliyet gösteren devlet kuruluşudur.)
  • 1954 Krizi: 1953 yılından itibaren olan döviz sıkıntısı ve 1954 senesindeki kötü hasadın sonuçları Türkiye için zincirleme olarak ağır sonuçlar doğurmuştur. İthalat imkanı daralmış, ithalatın daralması devamında içe dönük sanayileşmede baskıya yol açmıştır. Böylece ithalatta azalma dönemine girilmiştir.
  • 1958 Krizi: 1950 yılından itibaren ortaya çıkan serbestleşme programı, 1958 krizinin habercisi olmuştur. 1958’e gelindiğinde vadesi dolmuş olan 256 milyon Dolarlık dış borç mevcuttur. Devamında dış ticaret açığı büyümüş 1958 yılındaki 55,3 milyon Dolar bütçe açığı,1959’da 266 milyon Dolara yükselmiştir. Kısaca, hızlı ekonomik ve sanayileşme iç talebi olumsuz etkilemiş bu durum enflasyon ve dış ticaret açıklarına neden olmuştur. Dış kaynak girişindeki yetersizlik, plansız yatırımlar ve kaynak israfı devleti önlem almaya yöneltmiştir. 1958 senesinin Ağustos ayında ise IMF ile istikrar programı uygulamasına geçilmiştir, Türk Lirası devalüe olmuş, Kur 1$ = 2.80 TL den 1$ = 9 TL ‘ye kadar çıkmıştır. Türkiye hayat pahalılığında Brezilya’nın arkasından dünyada ikinci sırayı almıştır.
  • Dönem askeri müdahalenin olmasıyla sonlanmıştır.

1960 – 1980 DÖNEMİ

  • 1960 yılından itibaren bir kez daha devletçi politikalar uygulanmaya başlanmıştır.
  • 30 Eylül 1960 tarihinde Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Peşinden Beş Yıllık Kalkınma Planları hazırlanarak yürürlüğe girmiştir. Sırasıyla 1963-67 döneminde I.BYKP, 1968-72 döneminde II.BYKP, 1973-77 döneminde ise III.BYKP devreye sokulmuştur. Bu kalkınma planı ile ülkede, işsizliğin azalması, yatırımların artması, dış borçların ödenmesi, dış ticaret dengesinin kurulması ve korunması, nitelikli iş gücü üzerinde durulması hedeflenmiştir.
  • 1970 yılında ABD’nin ülkemize uyguladığı ambargolar nedeniyle ekonomimiz yavaşlamıştır.
  • Dünya’da 1968 yılında, Dolar aleyhine spekülasyonlar (karlılık artış azalış beklentisi) şiddetlenmiştir. 1974 yılında, I. Petrol Krizi patlak vermesi ile dış ticarette hareketlenme olmuştur. Alman Mark’ı ve İsviçre Frank’ı, Dolar’a karşı değer kazanmıştır. 1978 yılında, “Petro-Dolar’ı dolaşıma döndürme” politikasının sebep olduğu aşırı kısa vadeli borçlanma Gelişmekte Olan Ülke Para Birimlerinin Dolar Karşısındaki Getirisi (GOÜ) ‘sini krize sürüklemiştir. Uluslararası bankalar kredileri kısmışlar ve faiz oranlarını yükseltmişlerdir. 1979-80 dönemi ise petrol fiyatlarının yükselmesi ile ABD para arzını düşürmüş bu durumda dünya reel faizleri artmış ve tarım fiyatları düşmüştür.

1960 – 1980 DÖNEMİ ÜLKE İÇİ GENEL EKONOMİK GÖRÜNÜŞ

  • 1974 Yılı I. Petrol Krizi: Petrol fiyatlarının artması ve dışarıda yaşanan gelişmeler petrole bağımlı durumda olan ülkemizi yaralamıştır. Bu artışlar sanayideki ithal malların fiyatlarını da yükseltmiştir. Devamında büyük bir dış ticaret açığı meydana gelmiş ve 769 milyon Dolar olan açık 2.3 milyar Dolar’a kadar yükselmiştir. Yıl sonunda ise 303 milyar Dolar gibi rekor bir açıkla kapanışı yapmıştır. İstihdam sorunu ise istenmeyecek düzeyde büyümüştür.
  • 1978 Krizi: Fazla miktarda düşük faizli kredi yöntemine başvurulmuş fakat bu durum uygun olmayan şekilde değerlendirildiği için önemli kısmı israf olmuştur. 1970 yılında 1.8 milyar Dolar olan borç 1977 yılında 10 milyar Dolar’a yükselmiştir. 1978’de ise kısa vadeli borçların toplam borçların içindeki payı %52’ye kadar yükselmiştir.
  • 1978-80 Yılı II. Petrol Krizi: OPEC (Suudi Arabistan, İran, Kuveyt, Irak, Venezuela başta olmak üzere sonradan, Libya, Endonezya, Ekvador, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Nijerya, Gabon, Angola’da dahil olmuştur.) ülkeleri petrol fiyatını ikinci kez %150 oranında arttırarak, Türkiye’nin de aşırı büyük ekonomik sorunlar yaşadığı dönemine denk getirmişlerdir. İşsizlik oranı %20’lere yaklaşmış, enflasyon ise %63,9 seviyelerine yaklaşmıştır. Bu durum pek çok temel tüketim maddesinde kıtlık yaşanmasını neden olmuştur.

1980 – 2006 DÖNEMİ

  • Dördüncü (1979-83), beşinci (1985-89), altıncı (1990-94) ve yedinci (1995-2000) ekonomik kalkınma planlamaları uygulanmıştır. Fakat dış ticaret açığının artmasıyla ekonomik kriz yaşanmıştır. 24 Ocak 1980 tarihinde “24 Ocak Kararları” olarak adlandırılan kararlar ile devalüasyona gidilmiştir, Türk lirasının tekrardan satın alma gücü düşürülmüştür.

24 Ocak Kararları ile yeni strateji; politikalar, kurumlar ve kanuni düzenlemeler olmak üzere üç temele üzerine kurulabilir.

  • İhracatın arttırılması, fiyat sisteminin değiştirilmesi, yabancı sermaye girişinin arttırılması ve faizlerin arttırılması ana başlıklar arasındadır.
  • Yabancı Sermaye Dairesi, Teşvik ve Uygulama Dairesi, Koordinasyon Kurulu ve Para ve Kredi Kurulu alınan kararların etkinliğini sağlamak, desteklemek ve uygulamak amacıyla oluşturulmuşlardır.
  • Vergilerde daha kapsayıcı ve gelirleri arttırıcı düzenlemelere gidilmiştir, devlete devredilen bazı madenler özel kesime iade edilmiştir, sigara tekeli kaldırılmıştır ve serbest bölgelerin kurulması yoluyla yabancı sermaye girişinin ve ülkenin dış ticaret hacmini arttırmaktır.
  • Ekonominin kendini toplaması adına tekrardan liberal politikalar benimsenmiş ve ekonomide dışa açılma süreci başlamıştır.
  • Sanayinin ve ticaretin gelişmesi ve faaliyetlerin hız kazanması ile ekonomimiz yine bütçe açığı vermiş ve bu açık, ürünlerin fiyatlarının arttırılmasına yani enflasyona sebep olmuştur.
  • 1990 yılından itibaren ülkenin dış borcunun biraz daha artması, 1994 yılında Uluslararası Para Fonu (IMF)’ndan daha fazla borç almamıza neden olmuştur. Alınan bu borçların fayda sağlamaması ile birlikte 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz ile tekrardan devalüasyon baş göstermiştir. IMF’nin hatalı politikası ile borç toplamı GSMH’yı (2001) aşmıştır. Borçlar artarken GSMH 1990 yılı başlarındaki seviyeye gerilemiştir.

1980 – 2006 DÖNEMİ ÜLKE İÇİ GENEL EKONOMİK GÖRÜNÜŞ

  • 1986 Krizi: 24 Ocak Kararları ile alınan tedbirler sonucunda 1978’de 2,3 milyar Dolar olan ihracat 1983’te 5,7 milyar Dolar’a yükselmiş, aynı yıl itibariyle dış ticaret açığı 3,6 milyar Dolar, bütçe açığı ise 2,5 milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir. 1986 yılında kamu harcamalarındaki artış ile TL devalüe olmuştur.
  • 1991 Finansal Kriz: Bu krizi tetikleyen kriz Körfez Krizi’dir. Büyük oranlı sermaye girişi TL’yi aşırı değerlendirirken ihracatı caydırmış, ithalatı cazip hale getirmiştir. 1991’de Körfez Krizi baş gösterince Türkiye riskli bir ülke konumuna gelmiştir. TÜFE %52,4 artarken, ÜFE %64’e ulaşmıştır. Büyüme hızı %0,3’e düşmüştür.
  • Mart 1994 Krizi: Hazine, faizlerin düşürülmesi amacıyla piyasa yerine Merkez Bankası’ndan borçlanmaya yönelmiştir. Fakat Merkez Bankası tarafından piyasaya çıkarılan TL; döviz talebi oluşturmuş ve döviz rezervleri erimeye başlamıştır. Yıl sonunda enflasyon %150’lere çıkmış, ekonomi %6,1 oranında küçülmüştür.
  • 1998-99 Krizi: Türkiye’nin enflasyon düşürmek amacıyla harcamalardan kıstığı ve istikrar programını uyguladığı döneme denk gelmiştir. Krizin tetiklenmesinin nedeni 6 milyar Dolar’ı aşan sıcak para çıkışıdır. GSMH’de %6,4 lük düşüş olmuştur (%1 lik kısmı Marmara Depreminden olduğu düşünülmektedir.). ÜFE %63’e yükselmiş, reel faizler %37’ye ulaşmıştır.

Ekonomideki anlık değişimlerin, yükselişlerin ve düşüşlerin birçok alanı beraberinde etkilediğini gördüğümüze göre ulu önderimizin ekonomi hakkında çok önemli bir deyişi ile yazımızı noktalayalım; “Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir.” Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Beğendim! Patreonda Öğrenci Blogları desteklemek için bir saniyenizi ayırın!

Hadi Yoruma

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dönün
Tüm yazılar Öğrenci Bloglarına aittir. İzinsiz paylaşılamaz. 2019&Öğrenci Blogları
%d blogcu bunu beğendi: