içinde

İNSAN BEYNİ ve DİJİTAL DÖNÜŞÜM

dokunma

Merhaba sevgili dostum bu yazımda, Sinan Canan ve Mustafa Acungil’ in ‘‘Dijital Gelecekte İnsan Kalmak” adlı kitabından öğrendiklerimi aktaracağım.

Bilindiği üzere biz insanlar gibi çıplak, zayıf ve çevresiyle uyumsuz hiçbir canlı yoktur. Aslında diğer tüm canlılardan en önemli görsel farkımız da bu. Bedensel donanım açısından, yaşadığı dünyayla bu derece uyumsuz ve hayatta kalmak açısından bu derece eksik başka canlı bilindiği üzere yoktur. Bu durum insanoğlunu gözümde aciz göstermeye yetiyor ilk başlarda.. Tüylerimiz,kuyruğumuz,kürk, pençe, bedenimizi koruyan zırhımız, kesin diş veya buna benzer özelliklerimiz eksiktir. Doğduğu andaki haliyle dünyada herhangi bir ortamda hayatta kalması mümkün olmayan bir canlıyız.

İnsanoğlu ; bedensel eksiklikleri, zayıflıkları ve doğal ortamın ona doğrudan sağlayamadığı ihtiyaçları nedeniyle, zihinsel donanımını daha yoğun kullanmak ve gittikçe daha zeki olmak konusunda zorlanmış ve milyonlarca yıl boyunca bu yönde gelişmiş bir canlıdır.

sapiens

Sapiens’e Doğru

Biyolojik evrim süreci 3.5 milyar yıl önce henüz nasıl ve neden olduğunu bilmediğimiz bir şekilde başlayıp süren, canlılığın ortaya çıkışından itibaren kesintisiz olarak devam eden, muhteşem ve oldukça gizemli bir öykü gibidir.

Yeryüzünde şuana kadar kayıt altına aldığımız iki milyondan fazla canlı türü bulunurken insanoğlu, biyologlar “Homo sapiens” dediği tür olarak bunlardan sadece birisidir ve öncelikle zekası ardından teknolojik kapasitesiyle diğer tüm canlılardan ayrılır.

Peki insan sadece mangal yapabildiği için mi büyük bir beyne sahip oldu? Tabii ki hayır.. Ellerini kullanabilen dik yürüyebilen ve hayatta kalmak için sürekli bir şeyler üretmek zorunda olan ataları için beynin büyük ve kapasiteli olması elbette büyük ajanda idi. Dolayısıyla beyinleri büyük olan, gelişen canlılar; daha uzun süre hayatta kalma açısından, avantajlı hale geldiler. Ayrıca yavru ve gelecek nesillere daha fazla şey aktarma şansına sahip oldular. Bu mekanizmaya evrimsel biyolojide “seçilim baskısı” adını veriyoruz. Baskı, ortam şartları ve organizmanın özellikleri açısından belli özelliklerin gelişmesini zorunlu kılan karşılıklı bir etkileşim kalıbıdır.

Bireyler çevre şartlarına olan uyumsuzluğunu, ancak zihinsel yenilikler ortaya koyarak aşabilen bir canlılar haline gelmek durumunda kaldılar. Bireylerle çevresi arasındaki ilişki nesiller boyunca mecburen beyin ve bilişsel özelliklerin gelişmesi sonucunu doğuracaktı.

200.000 Yıl Öncesinin Programlanmış Beyniyle Yaşıyoruz

İnsanoğlu bu biyolojik yapıyla, en azından 200-300 bin yıldır yeryüzünde bulunmakta. Bu süre düşündüğümüzde çok uzun, devasa bir süreç gibi gelse de, canlılık tarihinin 3.5 milyar yıllık süreci ve 4-5 milyon yıllık “hominid” tarihi içinde oldukça kısa bir zamandır. Bu sürecimizde bizi ayakta tutan nedir diye düşünecek olursak muhtemelen cevap “uyum yeteneği ” olacaktır.

Yazıda buraya kadar, çok uzak geçmişten bahsedip, insanlığın geldiği evrelere bir göz gezdirdik. Beyin farkının bizi biz yaptığından bahsettik. Şimdi dijital dönüşüm ve geleceğin etkilerine, daha doğru bir açıdan bakmak için, beynimizi ve onun etkilerini daha kapsamlı ele alalım.

Beyin Nedir? Ne İşe Yarar?

   Bir Otomasyon Sistemi Olarak Beyin

İnsan için beyin temel bir hayatta kalma, çevreyle uyum, ve hareket donanımı olarak tanımlanabilir. Bu tanım aslına bakarsak günlük kabullerimizi de gözden geçirmek için oldukça önemlidir. Beyin ve sinir sistemleri şeklinde özelleşmiş doku sistemleri, yer değiştirebilen canlıların, ortak özelliğidir.

Bir ağacın dalını kırdığımızı varsayalım. Bu ağaç, insan gibi acı çekmez. Zira acı dediğimiz duygu, beynin bir değerlendirmesidir. Bu, ağaçlar hiçbir şey hissetmez demek olmuyor elbette. Fakat bizdeki ağrı duyusu, temel olarak ağrı veren etkenden kaçınmak için bir haberci İken, yer değiştiremeyen bir bitkinin böyle bir bilgiye ihtiyacı yoktur 🙂

  Beyin Bilgisayar Mıdır?

Basit bir araştırma yaptığımızda, birçok bilim insanının, insan beynini devasa bir bilgisayar olarak gördüğünü fark ederiz. Bu bakış açımızı nedenini sorgularsak şayet, insanın kendi eliyle yaptığı en karmaşık nesnenin, bilgisayar olması, bize bunu düşündürüyordur diyebiliriz. Bilgisayar insan beynini

ürettiği bir üründür. Sinan Canan ‘ın dediği üzere; “Beynimizin yaptığı bazı işleri, daha hızlı gerçekleştirsin diye ürettiğimiz, zamanla bizi bu tip işlerde çok çok gerilerde bırakacak kadar geliştirdiğimiz bir aygıttır.”

Beyin ve bilgisayar benzetmesi başlarda her ne kadar doğru gibi gelse de üzerine kafa yorduğumuzda ; Hayatın ve insanın hiç de öyle doğrusal davranmadığını, hayatlarımıza algoritmik bir kesinlikten çok, kaotik bir çalkantının hakim olduğunu biliriz. Dolayısıyla yazımızda, “Beyin bilgisayardır” tanımından uzak duracağım.

  Ekonomik Bilincimiz

Günlük hayatta, okula hep aynı yoldan gideriz. Evimizde her şeyin yeri bellidir. Sınıfta hep aynı yere otururuz. Bunların hepsi, ekonomik amaçlarla yapılır. Daha az düşünmek için. Aslında beynimiz kendi konforunu düşünür. Bir otomatik pilot eşliğinde olur bu tabii 🙂

Bu ekonominin bize neler öğrettiğinin çoğu zaman farkında dahii olmayız. Belki de, ön yargılarımız bile burdan geliyordur kim bilir?

Duyarlı bir insan olmak için yaptığımız birçok eylemin “Öyle belletilmiş yahut otomatik kışkırtılmış” davranışlardan oluştuğunu farkedemeyiz. Bilinçsiz sloganların, izlerin peşinde yıllarca koşabiliriz. Hele ki enformasyonun, zihnimizi dibine saniyede milyon tane roketle saldırdığı bu devirde, bu otomatik pilot devreleriyle uzaktan kumanda edilen kuklalara dönüşebiliriz. “Bu işi bilen” stratejik kişi ve kurumlar sayesinde çoğu zaman dönüşüyoruz da zaten…

Ama işin güzel tarafı, “Kontrolün bizde olduğundan” zerre şüphemiz olmuyor. 🙂

 Hayatın İçinde Beyin

Dijital dönüşüm ve Dijital değişimin mümkün kıldığı yapay zeka uygulamaları hayatımızı öylesine başka boyutlara çekiyor ki on yıl sonra yaşadığımız dünyayı tanıyamayacağız.

Yapay zekanın özü ise insan beyninin çalışma mekanizmalarının anlayabildiğimiz kadarıyla taklidi. Şundan emin olabiliriz ki : “Bugün herhangi bir işin tanımını rahatça yazabiliyor isek, bir on yıl sonra da o iş ortadan kalkmış olacak. Çünkü o işi bir yapay zeka, bir dijital robot yapıyor olacak. Tabii ki kişisel bir tercih olarak yahut toplumsal bir tercihle, hala insan tarafından da yapılıyor olabilir. Günümüzdeki fiziksel kitaplar gibi. Kimimiz sesli kitap dinlemeyi tercih ederken kimimiz, kütüphanemize koymayı ve o kitaba dokunmayı, kokusunu hissetmeyi tercih ediyoruz.

İnsanı Farklı Yapan Özellikler

Dil yeteneği, mizah, estetik algımız, zaman algısı, hayattan anlam çıkarmaya çalışmak, çevreyi değiştirmeye çalışmak, dengeden uzak davranışlar, yaşam tarzı oluşturma, inanma tapınma ihtiyacı, aşk (bilgi,tecrübe ve yaşam paylaşımı anlamına gelen) ve ölüm bilinci bizi diğer canlılardan ayırır.

“İnsan öleceğini bile bile yaşayan tek canlıdır. Biz, sonbaharda döküleceğini bilen yapraklarız.”

Tarihteki Büyük Devrimler ve Sosyolojik Etkileri

İnsanlık tarihinde sayılı büyük devrim vardır. Bu yıllarda da yine büyük bir devrimdeyiz. Dijital devrim..

   Neolitik Devrim ve Yerleşik Hayata Geçiş

Bugün bildiğimiz anlamda akıllı insanın dünyadaki ayak izleri, yaklaşık yetmiş bin yıl kadar ileri gidiyor. Bu sürenin altmış bin yılında insanlar abcı toplayıcı olarak yaşıyorlardı. Küçük gruplar halinde ve hareket halindeydiler.

Her bir birey şimdiki ortalama insanlara göre daha zinde, sağlıklı ve becerikliydi. Bitkiler, hayvanlar, doğa konusunda bireysel bilgileri ve becerileri yüksekti. Çünkü yalıtılmış değillerdi. Doğanın içinde yaşıyorlardı. Sayıları da çok fazla değildi ki zaten yaşam tarzları da aşırı çoğalmaya elverişli değildi. Sonra ise seçildim süreci başlamıştı. Bu süreç hem insanların, hem o ehlileştiren bitki ve hayvanların geleceğini kökten değiştirdi.

Tabii ki bu değişim bir günde olmadı. Kimi yerde yüzlerce yıl sürdü kimi yerde binlerce yıl sonra bile az sayıda da olsa avcı toplayıcı insan vardı. Ama insanların geneli, dönüşü olmayan bir yola girdi.

İnsanların paraları aynı zamanda yükleriydi. Sonra daha fazla savaşır oldular. Artık köylerde yaşanıyordu.

  Yazının İcadı ve Bürokrasinin Doğuşu

Yazı daha büyük toplulukların bir araya gelmesini, birlikte iş yapmalarını sağladı. Dini yapılanma ve sorunları ortaya çıkardı.

Yazı icat edilince, şehir devletler ve daha büyükleri ve imparatorluklar geldi.

 Enerji Devrimi ve Kapitalist Düzenin Ortaya Çıkışı

İnsanların o kocaman yapıları yönetirken kullandığı temel güç kaynağı kas gücüydü. Yel değirmeni gibi araçlarla da doğadan enerji eldesi sağlanıyordu. Fakat tahmin edildiği üzere bunlar kısıtlı kaynaklardı.

Sanayi devrimi aslında bu enerji devriminin bir sonucuydu. Bugün, şuanda yaşadığımız hayatın pek çok unsuru sadece 300 yıl civarında bir tarihe sahiptir. Maaşlı işlerin toplum geneline yaygınlaşması, mesaili işler, insanların normal yaşamıyla iş yaşamının ayrıştırılması… Bunun gibi pek çok unsur değişti.

 Dijital Devrim

“Her şeyin değişmesinden öte, her şeyi ölçtüğümüz cetvelin değişmesi…”

Bu devrim öbürlerinden çok daha hızlı ve sonuçları kuşaklar sonrasını değil bizi, çocuklarımızı, torunlarımız, ve çok daha ilerisini etkileyecek.

“Geleceğe bakmak istiyorsanız, çoğu zaman etrafınıza bakmanız yeterli olacaktır. Yakın gelecekle ilgili ipuçlarının etrafınızda zaten yaşandığını görebilirsiniz.”

c-pyhton

Dijital dönüşüm nedir?

1 ve 0 olarak ifade edebildiğimiz her şey, elektronik devrelerin dünyasına sokulabilir hale gelmiş, bilgisayar ortamına sokulmuş demektir. Ancak bu bilgi yeni bir bilgi değil. Yeni olan, giderek daha çok şeyin 1 ve 0 olarak ifade edilmesi.

” Dijital Dönüşüm bitmez. Kademe kademe ve tekrar tekrar tetiklenir. “

Dijital Dönüşüm toplumsal düzenleri değiştirir. “İnsan olmanın tanımını değiştirir.” Dijital dünyada var olmak ise başlı başına bir sorunsal. Değerlerimizi, zenginliklerimizi, kültürümüzü koruyabilecek miyiz? Var olmaya nasıl devam edeceğiz?

Günümüzün en büyük probleminin ne olduğunu düşündüğümüzde kaynak yokluğu değil, kaynak çokluğunun olduğunu görürüz. Dijital dünyanın imkanlarından yararlanmayı öğrenmiş bir öğrenci için, ne okula gerek var ne öğretmene ne de kocaman kocaman eğitim ekosistemlerine ihtiyaç var. Çünkü dünyada dijital olarak oluşmuş eğitim ortamları, aklınıza gelebilecek her türlü fiziksel eğitim organizasyonundan çok daha devasa boyutlara ulaşmış durumda.

Dijitalleşme Nedir?

Bir şeyi bir kez dijital hale getirirseniz, onunla yapabileceğiniz şeyler inanılmaz ucuzlaşır. Saklanmasının maliyeti ise neredeyse yok gibidir. Bunun dışında da sadece enerji ve bakım gibi minimal maliyetler söz konusudur.

Basitçe hayal edelim. Bir resim çizdik. Bu resmin bir kopyasını yapmak yeniden üretmek anlamına geliyor ise maliyeti çok yüksektir. Fakat o resmi dijital ortamda yapsaydık ve kopyalamak isteseydik, saniyeler içerisinde dijital kopyasını oluşturabilirdik.

Sanal Ne? Gerçek Ne?

Hangisi gerçek dünya? Hangisi sanal? Beynimiz için gerçek bey sanal diye bir şey var mı? Sandığımız her şey gerçeğimiz mi oluyor yoksa? Algıladığımız, algılayabildiğimiz her şey gerçeğimiz mi oluyor?

Aslında beyin için pek bir şey değişmiyor. Veriler fiziksel dünyadan gelmese de, dijital yahut sanal olsa da, beyin açısından fiziksel dünya kadar gerçektir. Yalnızca, kimimiz bu dijitalleşen dünyaya yavaş adapte olurken, kimimiz hızla alışacak. Ama bu değişim durmayacak.

Kariyer Kariyer Dediğimiz Nedir Ki

Sene 1800 olsun. Canımız müzik dinlemek istiyor. Teknoloji henüz icat edilmedi. Dinleyecektik fakat kendimiz söylememiz veya çalmamız gerekecekti. Büyük şehirlerde az sayıda insan haricinde, müzikle ilgilenen bu büyük kitle bunu bir meslek olarak yapmıyordu. Kariyerleri bu değildi. Bir çalgı çalmak onların özlerine, ilgilerine, kişiliklerine daha yakın bir şeydi. Onları kendiyle buluşturan bir etkinlikti. Tarihteki toplumların büyük kısmında insanlar, kariyerlerinde hırslı bir ilerleme düşüncesine de sahip değildi. Çünkü “sahip oldukları şey kariyer değildi.”

  Bugünden Yarına

“Bir dönemde geçmişi be kadar iyi algılayabiliyorsak geleceği de o kadar iyi öngörebiliriz. “Durağanlığın” yüksek olduğu dönemlerde geçmişten çok kopmazsınız ve büyük bir devrimin eşiğinde değilseniz gelecek tahminleriniz de görece sağlıklı olur. ”

Yaptığı işe yabancılaşarak, sadece vaktini satıp, karşılığında hattını devam ettirecek parayı kazanmak şeklindeki bir kariyer tanımının yaygınlaşması, sanayi devriminin getirdiği toplum yapısıyla oluşmuştur. Peki biz neredeyiz?

Eğer gerçekten kariyer, sadece insanların küçük bir bölümünün hayatına anlam katabilecek bir şeyse diğer insanların hayatının anlamı nedir?

İnsanların, insanlığın mesleği kariyer değilse nedir?

İnsan olmak nedir?

İlginizi Çekebilir : Üniversitede Okurken Edinilmesi Yetkinlikler

Bu yazı güzel ve kolay teslim formu ile oluşturulmuştur. Yazınızı oluşturun!

Rapor Et

Ne düşünüyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kötü İnsanların Türküleri

Hareket Edebilen Malzemeler