Gençlere değer katacak içeriklere Google Haberler'den abone olmak ister misiniz?.Google Haberlere Abone Ol. Gençliğe değer katma arzusuyla..

Nedir bu Kapitalist Sistem?

Kapital yani anapara ve sermaye anlamına gelen kelimeden türeyen kapitalizm veya kapitalist sistem genel olarak bütün mal ve hizmetlerin ancak maddi karşılığına dayanarak temin edilebilmesinin sağlandığı; gönüllü takas, arz-talep unsurlarına göre serbest fiyatlama ve de ücretli emek temeline sahip, devlet müdahalesinin en aza indirgenmesinin hedeflendiği günümüzün rekabetçi ve egemen ekonomik sistemidir. Bugün iktisadi kavramlar ve makro-sistemler açısından sosyalizmle beraber belki de en çok tartışılagelen ve hakkında çeşitli hurafeler ve spekülasyonlar duyduğumuz kapitalist sistemin “aslında” ne olduğunu tartışmaya geçmeden önce sizlere bu sistematiğin küçük bir tarihçesini not düşmek istiyorum.

İktisat Bilimiyle Kapitalist Teorilerin Ortak Yolculuğu

Ekonomi yani iktisat biliminin meydana gelmesiyle kapitalist sistemin terimsel ve bilimsel altyapısının ortaya konmasının paralel olarak gerçekleşmesi aslında hiç de şaşırtıcı değil. Adam Smith, John Stuart Mill gibi Aydınlanma Çağı’nın yazarları ve filozoflarının “Ekonominin Babaları” olarak bilinmesinin temel sebeplerinden biri kuşkusuz iktisadi temellerin genel bir çerçeve halinde ilk kez bu kadar detaylı ve net olarak bu dönemde, bu isimlerin eserleriyle ele alınmasıdır. Özellikle burada en meşhuru orijinal ismiyle “Wealth of Nations” yani Ulusların Zenginliği’dir. Smith’in bu eserinde bahsettiği “Görünmez El” metaforu, serbest piyasa ekonomisinin ilk ortaya çıkan felsefesini en iyi özetleyen metafordur. Temel olarak piyasaya herhangi bir müdahale olmadığı sürece görünmez bir “El”in piyasadaki bütün sorunları kendiliğinden çözeceğini ve dengeye oturtacağını savunan önermedir. İktisat bilimi ise gerek arz-talep ilişkisi, gerek üretim araçlarının verimliliği, işgücü piyasası, faiz-enflasyon gibi bütün ekonomik terimlerin oluşumunda hep ceteris paribus (diğer tüm unsurlar eşitken) ve de insanoğlunun

Homo Economicus adlı bir karaktere sahip olduğunu varsayarak bugüne değin inşa edilmiştir. Homo Economicus, hep rasyoneldir, bir malın fiyatı arttıkça ona olan talebi düşer ve diğer tüm iktisadi fonksiyonların bileşenlerindeki görevini tam tamına yerine getirir, asla sapmaz ve mantıksız kararlar almaz. Peki rasyonel davranışın vazgeçilmez bir ilke olarak kabul edildiği bu sistemde, bu bilimde, oluşan dengesizliklerin yine sistemin ‘rasyon’u yani mantalitesi çerçevesinde kendiliğinden çözülmesini beklemek irrasyonel midir ? Hiç de değil. Bu varsayımsal ekonomi teorilerinin birikimiyle kapitalist sistemin temelini atan teorilerin paralel olması bu yüzden mantığa uygundur. Tarihsel sürece de uygundur ancak burada kapitalist öğretiler akademik dünyaya kazandırılmadan önce ekonomik araçlar ve fonksiyonları yok muydu yani diyenler de haklı bir sorgulama içerisindeler.

Tarihsel bir Olgu Olarak Kapitalist Sistem
Tarihsel bir Olgu Olarak Kapitalist Sistem

Tarihsel bir Olgu Olarak Kapitalist Sistem

Resmî olarak tanımlarsak kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kârlılık maksadıyla işletilmesine dayanan bir ekonomik sistemdir. Üretim araçlarının özel mülkiyete dayalı bir şekilde kullanılması ise elbette ki tarihte insanlığın ilk kalıntılarında bile rastlanabilecek bir olgudur: komünal alanlar haricinde özel alan olarak çevrelenmiş bölgeler ve dükkan kalıntıları buna işarettir. İlk Çağ’da dolaylı olarak niteliklerine rastlansa da genel olarak Orta Çağ’dan itibaren coğrafi keşiflerle olgunlaşmaya başlayan bir sistemden bahsediyoruz. Özellikle bu noktada feodal sistemin ortadan kalkmasının bu sistemin gelişiminde rolü büyüktür. Çünkü artık serfler ve ona bağlı tek bir Dere bey değil, özel mülkiyet ve kişilik haklarının geliştiği bir sosyo-politik ortamdan bahsediyoruzdur.

Merkantilizm, Kapitalizmin Öncüsü müdür?

16. Yüzyılın Batı Avrupa’sında ortaya çıkan Merkantilizm, tüccar kapitalizmi olarak da tanımlanır: Genel anlamda ise ekonomik gücün ve verimliğin altın, gümüş gibi değerli materyallerle ölçüleceğine inanan, toprağın bir hegemonya değil sömürme aracı olduğuna inanan, ihracatı destekleyen, bir o kadar da ithalata karşı olan ve sınırlama öneren bir emperyalizm dönemine özgü ekonomik sistemdir. Bazı araştırmacılar tarafından Merkantilizm öncü kapitalizm olarak nitelense de halbuki kapitalizmin temel önermelerine birebir zıt bir zemine sahiptir çünkü bu sistem dış ticarette müdahaleci bir bakış açısına sahiptir. Adam Smith’in de bu sistemi güçlü bir şekilde eleştirdiğine ve de buradan yola çıkarak doğal özgürlük olgusunu savunduğuna çalışmalarında şahitlik ederiz.

Söz konusu öncü kapitalizm benzetmesinin sebebinin ise genel olarak insanların kafasında canlandırdığı “kapitalist sistem” tahayyülünden kaynaklandığı düşünülür. Bu rivayetlere göre sömürgeleşme varsa, emek sömürüsü varsa orada mutlaka kapitalist sistemin varlığından bahsedilir. Oysaki emeğin, hayal edemediğimiz ölçüde insani olmayan koşullarda sömürüldüğü İlk Çağ’daki tarihsel atmosfer sırasında kapitalist sistemin “k”sinden bahsetmek mümkün değildi. Aksine bireysel özgürlüklerin ve hakların, mülkiyet haklarının gelişiminin John Locke gibi liberal düşüncenin ve özel mülkiyet düşüncesinin öncülerinden geldiğini bilmek buradaki yanıltıcı algının neden hâkim olduğunu kavramakta güçlük yaratıyor.

Sanayi Devrimi ve Yarattığı Algılar
Sanayi Devrimi ve Yarattığı Algılar

Sanayi Devrimi ve Yarattığı Algılar

Aynı isim günümüzde sağlam demokratik hukuk devletlerinin vazgeçilmez özelliği olan kuvvetler ayrılığının da ilk savunucularındandır. Ancak kapitalist sistemle yakinen ilişkilendirilen Sanayi Devrimi gibi çok hızlı bir endüstriyelleşme döneminde, kuvvetli rekabet unsurlarının insan emeğinin aşırı ucuzlamasına sebep olması ve de o dönem yeterince gelişme göstermemiş işçi haklarının, insan haklarının yine söz konusu sistemle öznesel olarak ilişkilendirilmesi etkin bir sebep olabilir.

Özellikle 19. Yüzyıl İngiltere’si başta olmak üzere Sanayi Devrimi’nin öncüsü merkeziyetçi devletlerde bu yoğun emek ihtiyacı ve dolayısıyla adeta sömürüsünün yol açtığı çok ağır çalışma koşullarına, o dönemki işçilerin hatıra defterlerinde ve mahkeme kayıtlarında apaçık tanıklık edilir. Fakat, yine de bu ağır koşulların bu döneme hususi olduğunu düşünmek ve bu koşulların dönemin ekonomik sisteminin niteliklerinin birebir sonucu olarak okumak oldukça yanıltıcı olacaktır.

Komünist Sistem Mevcut Sorunlara Çare midir?

Kapitalist sisteme adeta bir -karşı argüman- ve de alternatif olarak sunulan komünist sistemin (veya üretim araçlarının ortaklaştırılmasına ve sınıfsız bir topluma dayanan devletçi iktisadi model) uygulandığı -en azından uygulandığı ileri sürülen- ülkelerde emekçilerin müreffeh yaşam koşullarına ve tamamen insanî çalışma şartlarına sahip olduğunu savunmak güçtür.

Bu sistemde eşit yaşam koşullarından belki söz edilebilir fakat yine de var edilemeyen veya değerlendirilemeyen kaynakların nispeten eşit dağıtımının refah sağladığına dair ciddi şüpheler ve her alanda müdahaleci bir devlet ve iktisadi yönetim anlayışının insanların hayat şartlarını ne ölçüde geliştirdiği, uygulamadaki sıkıntılarla beraber ciddi soru işaretleri yarattığı için kapitalist sistemin doğal özgürlüğün sistemi olarak adlandırılarak, insanlığın doğal gelişiminin sistematize edilmesi olarak sunulması bilim dünyası açısından daha da kolay bir hal almıştır. Şu anda da günümüzde Küba, Vietnam, Kuzey Kore, Venezuela gibi bir elin parmağını geçmeyecek sayıda bu karşı argüman olan öğretileri temel devlet prensibi olarak benimseyen ülkeler harici dünya serbest piyasa ekonomisine sahiptir diyebiliriz.

Yaşanan Sorunların Nedeni Kapitalist Sistemin Kendisi midir
Yaşanan Sorunların Nedeni Kapitalist Sistemin Kendisi midir

Yaşanan Sorunların Nedeni Kapitalist Sistemin Kendisi midir?

Dolayısıyla her sistemde olduğu gibi kapitalist sistemde de yaşanılan aksaklıklar günümüzde ön plana çıkma sebebinin sistemin bütününün, insanların sosyo-politik eleştiriler yapma ve muhtelif sebeplerden ötürü memnun olmadığı yaşam koşullarını yerme ihtiyacı uğruna bir günah keçisine dönüşmesi varsayılabilir. Ancak şunun altını çizmeliyiz ki çalışanların özlük haklarının genelde ülkedeki siyaset sisteminin savsaklığı yüzünden tam sağlanamamasıyla ve de  sermayedarların kendilerine ait bir ayrıcalık ekosistemi oluşturmasıyla ortaya çıkan vahşi kapitalizm adı verilen amorf bir yapıya yol açar.

 Benzer şekilde aynı ülkede sadece belli bir zümrenin sermaye edinebilmesine, devlet ile birtakım şirketler arasında ilişkilerin siyasi etiğe ve evrensel hukuk normlarına aykırı bir şekilde gelişmesine bazıları “ahbap-çavuş kapitalizmi” ismi de takar. Buradaki eksiklikler ekonomik işleyişin yanlışlığından dolayı değil, bizatihi düzgün işleyen bir kapitalist sistemin ana gereksinimlerinden olan bağımsız, kurallı bir hukuk sisteminin eksikliğinden dolayı oluşur. Eleştirel yaklaşımın iktisadi sistem değil, hukukî ve siyasi sistem üzerine bina edilmesi gerekir. Bundan mütevelli, bu olguların genel hatlarıyla bahsettiğimiz kapitalist sistemle karıştırılmaması gerekir.

 Bu Sistemin İnsanlık için Kazanımları Yok mudur?

Bu meşhur olumsuz algıların temel sebepleri olarak hem Sanayi Devrimi’nden kalma emek sömürüsünün hatırasını hem de insanların sistemsel eleştiri refleksini saymıştık. Bununla beraber insanların kapitalizm hakkında okuma yaptıkça ve daha kapsamlı bilgi sahibi oldukça yanlış ilişkilendirdiği kavramları ayırt edeceğini ümit edebiliriz. Çünkü kapitalist sistemin birebir beslendiği liberal düşünce ve kişilik, mülkiyet hakları bütün şahısların sımsıkı sahip çıkması gereken temel haklar olarak öne çıkıyor.

Ekonomi dediğimiz kavramın günümüzde yaptığımız bütün hal hareketlerle, hobilerimizle, arzularımızla bile bir şekilde ilintili olduğunu kabul edersek piyasaya yapılan devlet müdahalesinin en aza indirgenmesi aynı zamanda bireylerin bizatihi yaşam alanlarına, karar alma süreçlerine ve de hatta yaşam tarzlarına müdahalenin bile en aza indirgenmesi anlamına gelebileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Serbest rekabet ortamında talep edilen mal ve hizmetler bir şekilde kendiliğinden karşılanması esastır: öyleyse herhangi bir devlet müdahalesi bulunmadığı sürece insanlar özgürlük alanlarına doğal bir yöntemle sahip olacaklardır (Smith’in “doğal özgürlük alanı” terimine de atıf yaparsak). Aynı zamanda bu serbest rekabet ortamı piyasanın bir kurallar bütününe bağlanması, şahısların sahip oldukları sermaye varlıklarının korunması (mülkiyet hakları) esas alınmalı ki sistemin işleyişi sağlanabilsin. Bundandır ki bağımsız hukuk sistemi, bireysel özgürlükler, liberal demokrasi, ve de kapitalist serbest piyasa sisteminin birbirleriyle bu kadar iç içe gelişmiş olması kaçınılmaz olacaktır.

Kapitalizm Varsa Müdahalecilik Yok mudur
Kapitalizm Varsa Müdahalecilik Yok mudur

Kapitalizm Varsa Müdahalecilik Yok mudur?

Bazı mal ve hizmetler(uyuşturucu, seks işçiliği vs. gibi), birtakım ülkelerde toplumsal fayda veya normlar gözetilerek yasaklanabilir ve sistem dışına itilebilir. Bunun yanında özellikle son yüzyılda yaşanan ekonomik krizlerde devlet müdahalesinin kaçınılmaz hale gelmesi ve kurtarıcı görevi görmesi kapitalist sistemin en önemli dayanak metaforu “Görünmez El” iddiasını zayıflatan bir olgu olarak öne çıkıyor. Özellikle Büyük Buhran’dan sonra devletin müdahalesinin kaçınılmaz olduğunu savunan Keynezyen iktisat teorisi klasik yaklaşım yerine hakim olmaya başlamıştır.

Covid-19 pandemisinin yarattığı arz ve talep dengesizliklerinin yanında dünya ekonomilerini ciddi bir resesyona sokması yine bu noktada Keynezyen tezlerini gündem haline getirmiştir. Çünkü 2020 ve 2021 yıllarında neredeyse bütün devletler piyasaya para arzını ve tahvil alımlarını astronomik seviyelerde arttırarak müdahale etmiştir. ABD yönetimi yine aynı şekilde teşvik üzerine teşvik verdi, hükümet harcamalarını ise olağandışı biçimde arttırmıştır. Her ne kadar Thatcher’ın ve Reagan’ın döneminde serbest dolaşımlı açık finansal sisteme dünyanın ve de özellikle hep kapalı bir ekonomiye sahip olmuş Çin’in bile geçiş yapması, neoliberal iktisat teorilerini beraberinde getirmiş olsa da Keynezyen öğretisinin halen zaman zaman egemen olduğunu tanıklık ediyoruz.

Çin’in Ekonomik Başarısı

Çin’in burada oluşturduğu müstesna fark, komünist bir ekonomi rejimin özelliklerini geride bırakarak sadece ismini bırakmıştır ancak liberal demokrasiyi veya bireysel hak ve özgürlüklerin genişlemesi sürecini de hiçbir zaman tam anlamıyla benimsememiştir: dolayısıyla burada Çin her ne kadar kapalı bir ekonomiden dünyayla entegre bir finans ve üretim ekonomisine geçmiş olsa da kapitalist sistemin beslendiği ana akım özelliklere sahip olmadan yapmıştır.

Bu geçiş, Çin’de çok hızlı bir ekonomik büyümeye alan oluştursa da Daron Acemoğlu, James A. Robinson gibi iktisat profesörleri Çin’deki kapitalizme geçiş sürecinin yarattığı hızlı ekonomik kalkınmanın geçici olduğunu ve de özgürlükçü demokrasi, bağımsız hukuk , şeffaf bir yönetim anlayışı ve fırsat eşitliğiyle beslenmeyen bir sistemin tarihteki diğer örnekleri gibi geriye doğru evrileceğini savunmaktadırlar.

Peki Genel Hatlarıyla Kapitalist Sistem Bugüne Kadar Başarılı Olmuş mudur?

Bu olabildiğince subjektif bir husus olmakla beraber kapitalist sistemin de doğal olarak geliştirilmesi gereken, eksik yönleri olduğu açıktır: öyle olmasaydı gelişmiş dünya ekonomilerinde de yoksulluk, gelir adaletsizliği gibi sorunlarla karşılaşmazdık. Bu sistemin sosyal devlet anlayışıyla harman şekilde yürütülmesi gerektiği ve de “vahşi kapitalizm”e doğru evrilmesini engelleyen mekanizmaların muhakkak ki kurulması gerekiyor. Yine de kapitalist sistemi sonradan uygulayan ülkelerde gelir adaletsizliğinin ve de yoksulluğun genel kanının aksine ciddi oranda azaltıldığı gerçeği verilerle sabittir: bunun en önemli örneği Çin’dir.

Küresel mutlak yoksulluk oranları neoliberal kapitalizm dünyaya hakim olduğundan beri düşüş sergilemiştir: 1990’da bu oran %43.1 iken 2011’de %17’ye kadar gerilemiştir. Sadece Çin’in, küresel sistemle entegre kapitalist bir ekonomiye geçtiğinden beri 743 milyondan fazla insanı yoksulluk sınırının altında yaşamaktan kurtardığı tahmin edilmektedir: bütün Güney Asya’da 1981’de %78 olan yoksulluk oranı 2011’e gelindiğinde %8 olarak gözlenmiştir. Ne yazık ki dünyada ekonomik aktivitenin en düşük olarak görüldüğü ve de halen yüksek yoksulluk seviyelerine sahip Sahra Altı Afrika’sında bile aynı oranlar %53’ten %47’ye kısmi düşüş sergilemiştir, yine de farklı sebeplerden ötürü bu bölge gerçek bir kalkınmadan halen çok uzak.

Ve de yine bir ilginç veri seti de dünyadaki eşitsizlik oranları hakkında: küresel toplumsal kalkınma ve de gelir adaleti araştırmalarına göre mevzu bahis dönemde ülkeler arası eşitsizlik artmıştır, aynı zamanda çoğu ülkenin kendi içlerindeki gelir eşitsizliğinin arttığı belirtiliyor. Ancak elimizdeki küresel eşitsizlik endeksleri çok ilginç bir şekilde bütün dünya bir bütün halinde ele alındığında, gelir adaletsizliğinin azaldığına işaret ediyor. Bu veri çelişkili gibi gözükse de dünyada dikkat çekici oranlarda azalan yoksulluk oranlarını düşününce bu veri kulağa daha mantıklı geliyor.

Genel olarak, iktisat teorileriyle eşzamanlı olarak teorik altyapısı ortaya konan kapitalist ekonomik sistem, kendine has bir tarihsel süreç içerisinde insanlığın ve dünyanın doğal bir parçası haline gelmiştir. Hakkında çok fazla dezenformasyon bulunan bu sistemi daha mantıksal bir eleştiri çerçevesine taşımamız gerektiği çok bariz. Çünkü elimizdeki veriler, bu sistemin doğal gelişimine değişik yönlerden bir miktar şükran borçlu olduğumuza işaret ediyor.

Başkalarına Fayda Sağla
Yorum Yok
Yorum İptal
Yorumlar: Günümüzdeki Ekonomik Sistem: Kapitalist Sistem

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF desteklenir.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Copyright © 2020 Öğrenci Blogları. Tüm Hakları Saklıdır.

Giriş Yap

Öğrenci Blogları'na Hoş Geldin

Gençlere değer katan içerikler üretiyoruz. Aramıza katılacağın için mutluyuz.
Giriş Yap

Gelişim için ilk adım. Boş vakitleri iyi değerlendirmek gerek.