Gençlere değer katacak içeriklere Google Haberler'den abone olmak ister misiniz?.Google Haberlere Abone Ol. Gençliğe değer katma arzusuyla..

Herkese merhaba! İlk yazımda size görkemli iki konudan bahsedeceğim: Osmanlı mimarisi ve mimarlık dehası Mimar Sinan.

Osmanlı Mimarisi

Osmanlı dönemine kadar inşa edilen camilerde hep benzer teknik ve biçim kullanılarak inşa edilirdi. Boyutsal olarak büyük ve çok sayıda ayak kullanılarak inşa edilen bu camilerde, iç mekanda bir bütünlük sağlanamamaktaydı. Osmanlı camileri, 14. yüzyılda gelişim göstermeye başlamış; 15. yüzyılda da tamamen bir kubbe mimarisine dönüşmüştür. Gelişmeye başladığı süreçte camilerde ayak sayısı azaltılmaya çalışılmış ancak henüz başarılı olunamamıştı. Ancak bu denemeler Mimar Sinan’ın eserlerinin alt yapısını oluşturmuştu. Önceki dönem mimarlıklarındaki cami yapılarına bakıldığında içte ve dışta görülen ayrışma, Osmanlı’da yerini bütünleşmeye bırakmış. Gerek iç mekan bütünleşmesi ile gerek de kubbenin tek başına havada duruyormuş hissinden kopartılıp yapıyı bir bütün halinde ve görkemli gösteren şekilde inşa etmişlerdir.

Mimar Sinan
Mimar Sinan

Mimar Sinan

Mimar Sinan, Anadolu’dan ilk kez devşirilen Hristiyan çocuklardan biridir. Osmanlı mimarisinde çok önemli bir yere sahiptir. Birçok cami inşa etmiştir. Onların yanında medrese, mescit, türbe, darüşşifa, köprü, saray, kervansaray ve hamam olmak üzere birden çok yapı türünde de eser vermiştir. Sinan, gelenekçiliğe farklı bir bakış açısı getirip eski olana her zaman kendi görüşünü katmıştır. Merkezi planı benimseyerek, ana işlevleri hep o merkezde çözmeye çalışmıştır. Meslekte deneyim kazandıkça Ayasofya’dan da farklı bir projenin hayalini kurmuş. Bu proje de tamamen benliğini anlatan ve tüm ustalığını kullandığı Selimiye Cami’dir.

Cami Mimarisi ve Kubbe
Cami Mimarisi ve Kubbe

Cami Mimarisi ve Kubbe

Osmanlı mimarisinde kubbe çok önemli bir yere sahipti. En küçük alanın üstünü bile kubbe ile geçerlerdi. Bunun nedeni simgesel bir duruma adanmasından kaynaklı değil, tamamen pratikliğindendi. Uzun yıllardır süregelen kubbe kullanımının etkisi ile ustaların oldukça aşina olduğu bir sistem idi. Eski dönem mimarlıklarında tonozların benimsenmesi gibi Osmanlı’da da kubbe örtü sistemi olarak benimsenmişti. Kullandıkları tek örtü sistemi olmasının verdiği sıradanlığı, görkemli kubbeler inşa ederek görünmez hale getirmişlerdi. Her türlü malzemeyi kullanılarak inşa ettikleri bu sistem, bazen simgeleri bazen de yapıldığı dönemin koşullarını anlatan izleri sergilemektedir.

Osmanlı kubbesini diğer dönem mimarlık kubbelerinden ayıran özelliğin, bir strüktürel eleman olarak kabul edilip tasarıma ondan başlanması olduğu söylenir. Yani kubbenin kendisinin tamamen bir tasarım ilkesi olduğunu, diğer elemanların ona bağlı olarak meydana geldiğini, sadeliğe ve kusursuz bir görkeme sahip olduğunu anlamaktayız. Kubbenin tarihi Anadolu’daki tümülüslerden, ilk konut yapılarına uzanmaktadır.

Daha sonra mezarlarda ve anıtsal yapılarda görülen bu sistem Osmanlı mimarisinde Mimar Sinan ile mekanın tek ve görkemli örtüsü haline gelmiştir. Hayatını mesleğini adayan Mimar Sinan, eserlerinin her birinde bir öncekinden daha görkemli kubbeler inşa etmiştir. Örneklendirecek olursak, ‘çıraklık eserim’ dediği ve ilk büyük kubbeli camisi olarak adlandırılan Şehzade Camisi’nin kubbesi 19 metre çapında; ‘ustalık eserim’ dediği Selimiye Camisi’nin kubbesi ise 31,5 metre çapındadır. Sinan’ın camilerinde yaptığı su yapılarının (Selimiye Cami’si Şadırvanı vb.) kullanım amaçlı olmaktan çok bir şeyleri sembolize ettikleri düşünülmektedir. Anadolu mimarlıklarında gördüğümüz havuzları andıran Osmanlı mimarisindeki bu uygulamalar, geçmişe bir gönderme yaparak yapının daha çok vurgulamasında rol oynamıştır.

Camilerin oldukça büyük ve görkemli kapıları vardır. Bunun nedeni geçmiş dönem mimarlıklarında da olduğu gibi kutsal mekanın anlamına bir gönderme yapmaktır. Hemen hemen tüm camilerinde ahşap kapı ve pencereler kullanmıştır. Süsleme detayı olarak Anadolu Selçuklu motifi olan geometrik yıldızı kullanması da gelenekselden kopmadığının göstergesidir. Osmanlı mimarisinde oldukça büyük bir etkisi olduğu söylenen Ayasofya’nın Anadolu mimarlıklarındaki ilk inşalarında, kullanılan ayak sayısından ötürü mekanın bölündüğü görülmektedir.

Diğer bir deyişle kubbe heterojen bir sistem üstüne oturtulmuştur. Osmanlı’da ise bunun tam tersi olan homojen sistemlerin taşıdığı kubbeler vardır. Eski dönemlerde kiliselerde görülen resimli süslemeler ve anlatımlar, camilerde yazı olarak yer almaktadır. Bunlar Kuran-ı Kerim’den alınan yazılardır. Cami mimarisinde kullanılan bu yazıların, konumlandığı mekanlar ile ilişkisi olmak zorundadır. Gökten ve yerden, Allah’ın kudretinden bahseden yazılar genellikle kubbe ile bütünleşmiştir.

Külliyeler

Külliye kelimesi, İslamiyet’in ilk dönemlerinde çok fonksiyonlu camilere denirdi. Osmanlı dönemine gelindiğinde ise caminin etrafına eklenen yeni ve farklı işlevli yapılar bir kompleks oluşturmuş ve bu yapılar toplamına da külliye denmiş. Külliyeler içinde eğitim, sağlık, konaklama, ibadet ve ticaret gibi konularda halka hizmet veren küçük yapılar barındırmaktaydı. Önceki dönemde inşa edilen külliyelerin aksine Osmanlı mimarisinde Sinan, külliyelerini şehrin dokusuna göre tasarlamıştır.

Tepe Külliyeleri, Osmanlı’dan önce başlayan ve bu dönemde de etkisini sürdüren külliyelerdir. Adından da anlaşıldığı gibi yapıların tepeye inşa edilmesi ile ortaya çıkmışlardır. Sinan’dan örnek vermek gerekirse Süleymaniye Külliyesi bir tepe külliyedir. İstanbul’un üçüncü tepesine konumlanan bu yapı, uzaktan bakıldığında şehre sahip çıkarmışçasına bir görüntü sergilemektedir. Bunun nedeni Sinan’ın ‘teraslama’ adı verilen tekniği olduğu söylenmektedir. Eğimli arazi külliyeleri, arazinin topografyası ile uyumlu inşa edilen külliyelerdir. Mimar Sinan, her yapısını çevresi ile uyumlu bir şekilde tasarlardı. Bu tip külliyelerini de aynı simetri ve düzenle yaratmıştır. Planlarda görülen simetri, ancak etrafında gezildiğinde hissedilebilecek eğim farklılıkları ile örnek verilebilecek olan külliyesi Kadırga Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’dir.

Deniz kenarı külliyeleri, deniz ulaşımını kullanmak ya da denize yakınlık konusuna hizmet etmek amacıyla inşa edilen külliyelerdir. Diğer külliyelere göre nispeten daha küçüktürler. Sinan’ın deniz külliyelerine örnek verecek olursak; Üsküdar Şemsi Paşa Külliyesi. Denize bakan duvarının pencereler ile kaplı olması deniz ile bir bütün olmasını sağlamaktadır. Yerleşme dokusu yoğun bölge külliyeleri, kentin ticari dokusunun içine inşa edilen külliyelerdir. Eski dönemlerde görülen hanlar ve bedestenleri de içinde barındıran bu külliyeler, dönemin ticaret ağının yoğun olduğu kent merkezlerinde kurulmuştur. Rüstem Paşa Külliyesi, günümüzde hala ticaret ağının canlılığını koruyan Tahtakale’de Sinan tarafından inşa edilmiştir. Ve son külliye tipi ise kent sınırına yerleştirilen külliyelerdir. Bu külliyeler kervansaray işlevi görmek ya da konumlandığı şehirde uygun bir boşluk bulunamamasından kaynaklı kent kenarlarına inşa edilmiştir.

Son olarak, Osmanlı mimarisi üzerinde geçmiş dönem mimarlıklarının etkilerini gördüğümüzü söyleyebiliriz. Ancak bir yandan değişen ve gelişen dönem özelliklerine ayak uydurulması ile dönemler arası farklılıklar görülmeye başlanmış. Bunlara bir de Mimar Sinan’ın hayatı boyunca deneyimlediği bilgiler de eklenince Osmanlı mimarisinde görkemli ve özgün yapılar ortaya çıkmıştır.

İlginizi Çekebilir: Dünyanın En Etkileyici 20 Mimari Yapısı

Başkalarına Fayda Sağla
Yorum Yok
Yorum İptal
Yorumlar: Osmanlı Mimarisi: Mimar Sinan’ın Dünyası

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF desteklenir.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Copyright © 2020 Öğrenci Blogları. Tüm Hakları Saklıdır.

Giriş Yap

Öğrenci Blogları'na Hoş Geldin

Gençlere değer katan içerikler üretiyoruz. Aramıza katılacağın için mutluyuz.
Giriş Yap

Gelişim için ilk adım. Boş vakitleri iyi değerlendirmek gerek.