içinde ,

Psikolojik Rahatsızlığı Olan Ressamlar ve Eserleri-I

Edvard Munch ve Anksiyete

Edvard Munch 1863’te sağlık sorunları ile boğuşan orta sınıf bir ailenin ikinci çocuğu olarak Adalsbruk, Norveç’te doğar. Annesi, Munch 5 yaşındayken ölür. 14 yaşındayken en büyük kız kardeşi ile birlikte tüberküloza yakalanan Munch’un, The Sick Child ve Death In The Sickroom tabloları, hasta olduğu günlerden izler taşır. Babası ve erkek kardeşini de genç yaşta kaybeden Munch’un bir kız kardeşine de psikiyatrik hastalık tanısı konur. Erken yaşta çizim yeteneği belli olan Munch, resim üzerine çok da iyi bir eğitim almamasına rağmen çok hızlı ilerleme kaydetmiştir. Sanatsal gelişimindeki en önemli  etken ise yazar ve sanatçılar birliği olan günümüzde Oslo ismi ile bilinen Kristiania Boheme olmuştur. 1892’de Berlin’de bir birahanede hem kendi gibi düşünen ressam ve yazar olan arkadaşlarıyla görüşüyor hem de “Vampir ve Madonna” ve “Çığlık” gibi, ünlü tablolarını yapıyordu. Bu resimler onun aşk, ölüm ve cinselliğe dair hissettiği duygularının evrensel bir şekilde ifade etmesini sağlıyordu.

The Sick Child ve Death In The Sickroom tabloları

Edvard Munch hayatı boyunca ailesinin hastalıkla boğuştuğuna şahit olması ve yaşadığı dönemin zorlu şartları ile mücadele etmiştir. Bu zorlu yaşam koşulları ister istemez Munch’ta bir takım psikolojik izler bırakmıştır. Şiddetli anksiyete nöbetleri, insanlardan ve toplumdan korkma olarak tanımlanan sosyofobi, aşırı alkol tüketimi, alkol tüketimine bağlı gelişen halüsinasyon, paranoyak düşünceler ve hareketler sonunda Edvard Munch’un hastaneye yatarak belli bir süre tedavi görmüştür. Edvard Munch’un insanın varoluşsal ızdıraplarını anlatan ‘Çığlık’ adlı tablosu, sanat tarihinin ikinci en ünlü eseri. Alastair Sooke bunun nedenini şöyle anlatıyor:

Çığlık

Sarı, turuncu, kırmızıya bürünmüş gökyüzünün altında, köprünün ortasında durmuş, hem kadına hem erkeğe benzeyen bir insan figürü. İki elini kafatasına benzeyen kafasının iki yanına kaldırmış bir vaziyette duruyor. Gözleri faltaşı gibi açılmış, kan donduran bir çığlık patlatıyor. Arkadaki iki kişinin sakinliği ve uzakta görünen gemi normallik işareti taşısa da diğer her şeyde korku havası hâkim.

Günlüğüne yazdığı notta Munch, Çığlık konusundaki esin kaynağını şöyle anlatıyor: “İki arkadaşımla yolda yürüyordum; güneş battı, bir melankoli dalgasına kapıldım. Birden gökyüzü kıpkızıl bir renk aldı. Durup parmaklıklara yaslandım. Alev alev gökyüzü, mavi fiyordun ve şehrin üstünde kan ve kılıç gibi sarkıyordu. Arkadaşlarım yola devam etti; ben ise büyük bir endişeyle öylece duruyor ve doğada sonsuz bir çığlığı hissediyordum sanki.”

Edvard Munch’un günlüğüne de not ettiği bu satırlar bizlere gösteriyor ki; daha çocuk yaşta ailesinden kayıplar vermesi ve ölümcül bir hastalığın pençesinden kurtulması onun hayatında çok büyük etkilere sahip. Belki de yaşadığı anksiyete, sosyofobi, alkol kullanımı ve buna eşlik eden halüsinasyonlar ve paranoyak düşünceleri açıklamaya yardımcı oluyordur. 

Son olarak…

The Scream (Çığlık) sadece dışavurumcuları etkilemedi Andy Warhol’dan Francis Bacon’ın Uluyan Papalar tablosuna hatta 4 filmlik bir korku filmi serisi olan Çığlık filminin ikonik maskesinde de Munch’un ünlü tablosundan esinlenildiği söylenenler arasında.

İlginizi Çekebilir: Yanlış Yapmak Mı, Hiç Bir Şey Yapmamak mı?

 

Bu yazıyı beğendin mi? Desteğinle daha fazlasını yapabiliriz...

Rapor Et

Ne düşünüyorsunuz?

nidakaplan tarafından yazıldı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

yalın üretim

Yalın Üretim Konferansı

hr

İNSAN KAYNAKLARI NEDİR? İNSANIN KAYNAĞINA NASIL İNER ?