Gençlere değer katacak içeriklere Google Haberler'den abone olmak ister misiniz?.Google Haberlere Abone Ol. Gençliğe değer katma arzusuyla..

Varoluşçu yaklaşım felsefi bir akım veya bir düşünce olarak kabul görmektedir. Bireyin varoluşuna, özgürlüğüne ve seçme hakkına özel bir vurgu yapan birçok düşünür ve kuramcıyı bu doğrultuda etkileyen varoluşçuluk akımı 19. ve 20. yüzyıla damgasını vurmuştur.

 Varoluşçuluğun Başlıca Temsilcileri

  • Danimarkalı felsefeci Soren Kierkegaard,
  • Alman felsefeci Friedrich Nietsche,
  • Martin Heisdegger,
  • Fransız yazar ve düşünür Jean- Paul Sartre,
  • Martin Buber,
  • Ludwing Binswanger Medard Boss’ tır.

Rollo May, Victor Frankl ve Irvin Yalom ise Varoluşçu Kuramı geliştirerek psikoloji ve psikoterapiye uyarlayan kuramcıların en başta gelenlerinden ve en çok ses getirenlerinden olmuşlardır.

 Varoluşçu psikoterapi, bireyin varoluşundan kaynaklanan endişelere odaklanan dinamik bir terapi yaklaşımıdır. Bireyin psikodinamikleri o kişinin içerisinde işleyen bilinçaltı ve bilinci, güdüleri ve korkuları içermektedir. Zihinsel işleyişin bu dinamik modeline dayanan terapilere dinamik psikoterapiler denir. Bu yaklaşım insanın biricik oluşu ve özgün olma özelliğini hiçe sayarak insanı bir nesne gibi ele alan kuramlara karşı bir tepki olarak doğmuştur. Ve insanın doğasına yönelik determinist bakışı ve radikal davranışçı görüşü reddetmektedir.

 Varoluşçu ekol temelde bireyin hayatında ne tür bir insan olacağını kendisinin belirlediğini düşünür. Ayrıca varoluşçu düşünce bireyin kendini yaşamakta olduğu zaman içerisinde var edebileceğini ve değiştirebileceğini düşünür. Varoluşçu düşünce varoluş felsefesi ile fenomolojik yöntemi birleştirerek, çağdaş yaşamın yalnızlık, yabancılaşma, anlamsızlık gibi ikilemlerini çözmek üzere, Avrupa’nın farklı bölgelerinde eş zamanlı ve kendiliğinden ortaya çıkmış bir yaklaşımdır.

Varoluşçu Yaklaşımın Temel Kavramları
Varoluşçu Yaklaşımın Temel Kavramları

Varoluşçu Yaklaşımın Temel Kavramları

Varoluşçu hareketin en belirgin özelliği, bir dizi teknik ile kişilik değerlendirmesine karşı bir bakış açısına sahip olmasıdır. Varoluşçu yaklaşım insan olmanın ne demek olduğu üzerine odaklanır. Ve insanların bir birey olarak varlıklarını keşfetme ve bunu geliştirme, anlamlı hale getirme çabası içerisinde olduklarını düşünür. İnsanların sürekli “Ben kimim?”, “Kimdim?”, “Nereye gidiyorum?” sorularına cevaplar aradığını düşünür.

Varoluşçu yaklaşıma göre insan tanımlanması gereken bir nesne değildir. İnsan her şeyden önce bir oluştur. Her insan birbirinden farklıdır ve biriciktir. Bu kuram nedensellik anlayışının psikolojiye aktarılmasına karşı çıkmaktadır. Yani bu görüşe göre, geçmişte yaşanan bir olay bugünkü davranışların nedeni olamaz.

 Varoluşçu yaklaşıma göre insanın içerisinde bulunduğu koşulların temel boyutları; kendi farkındalığına varma kapasitesi, özgürlük ve sorumluluk, bireyin kendi kimliğini oluşturma ve diğerleriyle anlamlı ilişkiler kurması, anlam, amaç, değerler ve hedeflerin araştırılması, yaşamın bir koşulu olarak kaygı, ölümün ve yok olmanın farkına varılmasıdır.

Kendi Farkındalığına Varma Kapasitesi

Varoluşçu yaklaşıma göre bireyler yaşamlarında eyleme geçecek ve eylemde bulunacak potansiyele sahiptir. İnsanlar kendi farkındalıklarına varma kapasitesine sahip olduklarından dolayı kendilerini ifade edebilir ve tercihler yapabilirler.

Özgürlük ve Sorumluluk

Varoluşçu yaklaşımın temel görüşlerinden biri bireylerin seçenekler arasında kendine uygun olanları seçme özgürlüğüne sahip olması ve buna göre, kaderlerini belirlemekte büyük role sahip olmalarıdır. Bireyler hem seçim yapmakta özgürdür hem de seçimlerinden sorumludur. İnsanlar yaşam içinde sahip oldukları bu özgürlüğü fark ederler ve bununla başa çıkarken kendi özgürlüklerinden kaçma gayreti içine girerler. Çünkü insan yapıp ettikleri için çoğu zaman dışsal etkenleri sorumlu tutar. Sorumluluğu koşulsuz şartsız alabilmek kolay bir meziyet değildir. Sartre’nin dediği gibi “Ne tür insan haline geldiğimiz konusunda sürekli seçimlerle yüzleşmemiz gerekir ve varoluş bu tür seçimlerle hiçbir zaman sona erdirilemez”.

 Irvin Yalom’ un Varoluşçu Psikoterapi adlı eserinde kullandığı şu ifadeler, özgürlük ve sorumluluk kavramını anlaşılabilirliğini arttırmakta yararlı olacaktır; “Varoluşçu anlamda ‘özgürlük’ dışsal yapının yokluğuna gönderme yapmaktadır. İnsan kendi dünyasından, hayat tarzından, seçimlerinden ve hareketlerinden tamamen sorumludur- yani bunların yazarıdır. Bu anlamda ‘özgürlük’ ürkütücü bir anlam taşımaktadır: Altımızda bir zeminin olmadığı anlamına gelmektedir- altımızda hiçbir şey yoktur, sade bir boşluk, bir uçurum vardır. O halde, anahtar durumundaki varoluşçu dinamik, zeminsizlikle karşı karşıya kalmamız ile zemin ve yapı için duyduğumuz arzu arasındaki çatışmadır”.

Özgürlüğün farkında olmak ve özgürlük duygusunu yaşamak, seçme sorumluluğunu da beraberinde getirir. İnsanın seçme özgürlüğü bulunduğu için yaşamını yönlendirme sorumluluğunu kabullenmesi gerekir.

Kimlik Bulma Çabası ve Diğerleriyle İlişkiler

 Her insan kişisel kimliğini oluşturmak için bir ben arar. Bu süreç otomatik olarak gelişmez ve cesaret ister. Her insan yaşamda kendi doğrularını, değerlerini ve inançlarını bulmalıdır. Yoksa başkalarının beklentilerinde yok olurlar ve kendilerine yabancılaşırlar. Varoluşçulara göre kendin olarak yaşamayı öğrenmek cesaret ister. Buna bağlı olarak da çoğu insanın en büyük korkusu kendi özünün, benin olmadığını başkalarının kendilerinden beklediklerini yansıttıklarını keşfetmektir. Eğer insanlar bu korkuyla yüzleşme cesaretini gösterirlerse yaşam içindeki belirsizliği de tolere edebilme gücüne sahip olacaklardır.

 Her insan bu dünyaya tek başına gelir ve tek başına da ayrılır. İlişkilerin kalitesi ne kadar yüksek olursa olsun, yakınlık ne kadar çok olursa olsun en sonunda arada kapatılmaz bir boşluk kalacaktır. Varoluşsal yalıtım bu boşluğa gönderme yapar. Bu noktada yaşanan varoluşçu çatışma, mutlak yalıtılmışlığın farkına varmak, ilişki kurma, korunma ve daha büyük bir bütün olma arzusu arasındaki gerilimdir. Varoluşçuluğa göre bu gerilimi dengeye getirebilmek için insanların birbirleriyle somut ilişkiler kurmadan önce öncelikle kendi kendileriyle iletişim kurmaları gerekmektedir. Kendini dinlemeyi öğrenmek ve kendi ile baş başa kalmaktan hoşlanabilmek gereklidir.

 Yaşamın Anlamını Bulma Araştırması

 Yalom’ a göre anlamsızlık nihai kaygı ya da varoluş getirilerinden biridir. İnsanlar, “eğer ölmek zorundaysak, eğer kendi dünyamızı oluşturuyorsak, eğer koskoca evrende tek başımızaysak ve aslında bir hiçsek o halde yaşamanın ne anlamı var? Neden yaşıyoruz? Nasıl yaşayacağız?” gibi sorularla kendilerini sorgularlar ve yoğun bir anlamsızlık duygusu yaşarlar. Frankl’a göre (1978) böyle bir anlamsızlık duygusu modern yaşamın başlıca varoluş nevrozudur. Yaşamdaki anlamsızlık boşluğa neden olmaktadır. Bu boşluğa Frankl varoluş boşluğu demektedir.

Bir Yaşam Koşulu Olarak Kaygı  

Varoluşçu yaklaşımı benimseyen düşünürler kaygının insan olmanın kaçınılmaz bir parçası olduğunu düşünürler. İnsanların hayatta kalmak, korunmak ve varlığını savunmak için kişisel çabalarının sonucunda ortaya çıkan kaygı, yüzleşilmesi gereken bir şeydir. Başka bir deyişle kaygı var olmanın temel doğasından ortaya çıkar. Varoluş kaygısı yaşamda karşılaşılabilecek, ölüm, özgürlük, varoluşsal yalıtım, anlamsızlık gibi olgularla yüzleştirilmenin kaçınılmaz sonuçları ile kavramsallaştırılabilir.

Varoluşçu kuramcılar, normal kaygı ile nevrotik kaygıyı birbirinden ayırmaktadır ve kaygıyı gelişimin potansiyel kaynağı olarak görmektedir. Normal kaygı karşılaşılan duruma karşı normal tepkiyi vermektir. Nevrotik kaygı ise tam tersine durumun boyutlarının dışına çıkmaktır.

Ölüm ve Varoluşun Farkına Varılması

En kolay kaygıya neden olan nihai kaygı ölümdür. Varoluşçuluk ölüme olumsuz bakmamakta; ancak ölümün yaşama anlam getiren temel insan koşulu olduğunun farkına varılması gerektiğini savunmaktadır. Ayrıca varoluşçulara göre insan öleceğini kabul etmezse, yaşamı anlamsız ve tatsız bir hal alabilir. Çünkü ölüme ilişkin farkındalık yaşamın ve yaratıcılığın esin kaynağıdır.

İlginizi Çekebilir: Cam Tavan Sendromu Nedir?/

Zübeyde Nur Özbek makalelerini beğendiniz mi? Sosyal medyada takip edin!
Başkalarına Fayda Sağla
Yorum Yok
Yorum İptal
Yorumlar: Varoluşçu Yaklaşım Nedir?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF desteklenir.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Copyright © 2020 Öğrenci Blogları. Tüm Hakları Saklıdır.

Giriş Yap

Öğrenci Blogları'na Hoş Geldin

Gençlere değer katan içerikler üretiyoruz. Aramıza katılacağın için mutluyuz.
Giriş Yap

Gelişim için ilk adım. Boş vakitleri iyi değerlendirmek gerek.